melendizcardak.com
Eylül 10, 2010, 05:29:39 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: www.melendizcardak.com
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ufo Gören Masum Köylü  (Okunma Sayısı 7467 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
demiray

Administrator
------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 152
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 1

Kayıt tarihi Mayıs 02, 2008, 07:43:01 ÖÖ

Nerden: Republic Of Çardak - Çardak City
Yaş: 35
Mesaj Sayısı: 810
Nasıl Biri: I love my village



Site
Durumum:

« : Haziran 09, 2009, 11:22:40 ÖS »

http://www.jerrypippin.com/UFO%20at%20Sunset.jpg
Ufo Gören Masum Köylü


Burada bilgileri veren kaynaklara göre tüm anlatilanlar ABD Hükümeti tarafindan "Çok Gizli" olarak tanimlaniyor. Ve yine ayni kaynaklara göre ABD'de geçeni olan "Bilgi Özgürlügü Kanununun" kapsamina alinmadigi gibi ABD Hükümeti asagida anlatilan olaylarin hiçbirisinin dogrulugunu kabul etmemekte. Fakat anlatilanlarin tümünün gerçek oldugu iddia edilirken sadece ABD'nin degil daha birçok hükümetin benzeri gerçekleri sakladiklarini ve daha da ötede bu konularda konusanlarin susturulduklari da belirtiliyor.



Anlatilanlar ve kimligi saklanan taniklarla yapilan görüsmeler büyük bir gizlilik içinde gerçeklestirilmis ses ve video bantlarindan isimler özellikle sili-nirken konusanlarin kimlikleri titizlikle saklanmis. Öyleyse bu durumda anlatilanlarin dogrulugundan nasil emin olunabilir? Buna verilen cevap ise söyle; "Bu taniklar Amerikan Hükü-meti'nin 'Çok Gizli' düzeyi ile olan iliskileri verdikleri isimler ve kaynaklar bakimindan inanilir ve güvenilirdir. Taniklar görev yaptiklari dönemin istihbarat sen/islerindeki personelin adlari-ni ve rütbelerin! dogru olarak biliyor ve anlatiyorlardi ve bunlar en ciddi düzeyde arastirilarak dogrulandi."



Gizemli bir grup
Birkaç yil öncesine dönelim UFO A-rastirmacisi William Moore "Dünyadisi Canlilarin Biyolojik Varliklari" adli bir radyo programi yapiyordu ikinci programin sonrasinda bir telefon aldi. Arayan eski bir istihbarat görevlisiydi 9 arkadasi adina konusurken "Dünya-daki Yabanci Varliklarla ilgili dokümanlari Moore'a verebilecegini söylüyordu. Moore ikna olarak konusmayi kabul etti ve konusmalara ve konus-macilara "Faicon" kod adi verildi. Bu arada Moore Jamie Sanders adli bir TV yapimcisi ve yönetmeninden yardim isteyerek görüsmelerin videoya kaydedilmesini planladi. Bu asamanin ardindan Faicon kod adli ama gerçek adi "MJ 12" olan grupla çalismalara geçildi. Peki "MJ 12" neydi? Bu özel grup ABD içindeki UFO faaliyetlerini arastirirken "Dünyadaki Yabanci Var-liklar"la da iliskileri yönlendirmekle görevliydi.

Yani resmen insanlik ile "Dünyadaki Yabanci Varliklar' arasindaki politikayi belirliyorlardi. Çalismalar sürdürülü-yor kararlar veriliyor Baskan'in onayina sunuluyor ve politika uygulaniyordu. Yani ABD Baskani'nin "Dünyadaki Yabanci Varliklardan haberi vardi... Faicon'a göre "MJ 12" 1950'lerde bizzat Baskan Truman'un emriyle kurul-mustu ve bu emrin belgesi de vardi. Faicon bu belgeyi gösteriyordu. Ek o" larak da 1947'de New Mexico Ros-vvell'e düsen UFO'nun ve içindeki dünyadisi canlilarin cesetleri hakkindan bilgi veren "MJ 12" dokümanlari bulunuyordu. Bu dokümanlarda dönemin Baskan'i Eisenhovver'in imzasi bulunuyordu. Asagidaki satirlar teyp kasetinden aynen alinan bir bölümdür.

Bu incil baska bir incil
Faicon'un sesi: "MJ 12 1950'lerde hükümetin içinden seçilen bir grup insanla olusturuldu. Görevleri UFO'larla ilgili arastirmalar yaparak elde edilen bilgileri derlemekti. En önemli amaçlari UFO'tarla ilgili bilgileri bilimsel olarak gelistirmek ve teknolojimize yardim saglayacak sekilde analiz etmekti. "MJ 12 'nin üyeleri arasinda ABD Baskani Baskan Yardimcisi Merkezi ?stihbarat Örgütü "CIA" Baskani ve Ulusal Güvenlik Danismani da dahildiler. "MJ 12"nin yönetim merkezi ise. Washington DC'deki Deniz Kuvvetleri Gözlemevi'ydi ve ABD Deniz Kuvvetleri "MJ 12" politikalariyla ilgili faaliyetlerin tümünde öncelikli sorumluluga sahipti. Deniz Kuvvetleri personeli tarafindan derlenen tüm bilgiler analiz edilmek üzere "Aquarius" kod adiyla komutanlik merkezine aktariliyordu."

Falcon devam ediyor; "MJ 12'nin kendi arasinda 'incil' adiyla taninan bir kitap veya basili bir dosya vardi. Bu kitapta Truman döneminde ABD'nin misafiri olan üç dünyadisi yabanci anlatiliyor ve tüm ayrintilar veriliyordu. Ayrica kitapta dünyadisi canlilardan alinan teknolojik ve tibbi bilgiler onlarin kendi gezegenlerindeki sosyal yasamlari Roswell'de bulunan cesetlere yapilan otopsilerin sonuçlari ve evren ile ilgili bilgiler de yer aliyordu. Ama bu kadar degildi devami da vardi 1988 yilinda gelen ve yine ABD'nin konugu olan ve dev bir gizlilik perdesi altinda saklanan ikinci bir dünyadisi canli grup daha anlatiliyor."

"Dünyaya bugüne kadar üç ayri dünyadisi canli türü geldi.."
Faicon sürdürüyor; " Bir diger kitap daha var adi "Yellow Book". Bu ise son olarak gelen iki dünyadisi canli tarafindan yazilmis. Kitapta geldikleri gezegeni Günes Sistemi'ni diger günesleri kültürlerini kendi toplumlarini ve dünyada nasil yasamlarini sürdürdüklerini anlatiyorlar." Bu noktada Falcon'a önemli bir soru soruluyor dünyadisi canlilarin kökenlerinin neresi oldugu soruluyor: Faicon açikliyor; " Zeta Reticuli takimyildizindan geliyorlar. Bu takimyildiz onlarin ilk evi degil." Bu noktada hemen akla gelen biri var bir dönem hükümet adina çalisan hipnoz uzmani ve fizikçi Bob Lazar dünyadisi canlilar tarafindan kaçirildigini iddia eden ünlü Betty Hill'i hipnoz etmisti ve Hili 1961 yilinda yapilan bir seansta hipnoz altindayken Zeta Reticuli yildiz sistemini tipatip tarif etmisti. Ama dünyali astronomlar bu takimyildizi ancak 1969 yilinda ilk kez gözlemleyebildiler ve buldular. Öyleyse arada kesin ama garip iliskiler vardi ama bu iliskilerin arasindaki bag açikça görülemiyordu.

Simdi Faicon grubundan bir baska kisiye geçelim onun kod adi "Condor". Condor ABD Hükümeti ile dünyadisi canlilar arasinda yapilan anlasmalardan söz ediyor; "ABD Hükümeti ile dünyadisi canlilar arasinda imzalanan anlasmaya göre ABD Hükümeti dünyadisi canlilarin varligini açiklamamayi kabul ederken onlar da insan toplumuna yani dünyaya karismamaya söz veriyorlar. Ayrica ABD dünyadisi canlilara özel bir bölgede çok gizli tutulmak kaydiyla bir üs de veriyor. Söz konusu yer Nevada'daki 51.Bölge ya da öteki adiyla "Dreamland / Rüya Ülkesi" olabilir." Simdi söz yine Fal-con'da; "Dünyadisi canlilar bu bölgede üslendiler yani Nevada'da. Benim bil-digime göre 1948 veya 1949'dan gü-nümüze kadar üç ayri dünyadisi canli türü dünyamizi ziyaret etti veya konakladi dünyada ilk dünyadisi bir canli New Mexico Çölü'ndeki kazadan sonra ele geçirildi. Dünyadisi canlinin adi EBE'idi. Hükümet tarafindan üç yil konuk edildi ve bakildi. Ondan kültürleri irki ve araçlari hakkinda çok sey ögrenildi. Diger bir dünyadisi canli ise bir degisim programinin parçasi olarak ABD Hükümeti'nin 1982 yilindan bu yana konugu oldu."

"400 yil yasiyorlar ve çok zekiler..."
Birçok görgü taniginin çizdikleri resimlerin yani sira Falcon dünyadisi canlilari söyle tanimliyor; "Boylari yaklasik bir metre ile bir metre on santim arasinda degisiyor. Böcek gözüne benzer çok büyük gözleri var ayrica birer iç gözkapaklari bulunuyor. Yasadiklari gezegende gündüzleri günes isigi bizimkinden iki veya üç kez daha fazla. Onlar da disi ve erkek olarak iki cinsiyetteler. Bizim burnumuzun oldugu yerde iki küçük delik var ve küçük bir agiza sahipler. Bildigimiz türde disten yok dislerin yerinde çok sert kauçuk benzen bir alan bulunuyor iç organlari çok basit kalbin ve cigerlerin görevini tek bir organ yapiyor. Yine çok basit bir sindirim sistemleri ve büyük olasilikla gezegenlerindeki çok güçlü günes isisi nedeniyle sertlesmis ama son derece elastiki bir deriye sahipler. Beyinleri ise bizimkinden çok daha karmasik ve çok daha fazla kivrim görülüyor.
Bizim görme sistemimiz beynimizin arka tarafindan yönetilirken onlarinki beyinlerinin önündeki bir merkezden yönleniyor. Duyma yetileri bizlerden hatta köpeklerden bile çok ötede. Böbrek ve mesane sistemi de tek bir organ halinde onlar da atiklari vücutlarindan atiyorlar ama kati atiklari siviya dönüstüren ve bilimcilerimizin bir türlü tam olarak çözümleyemedikleri ekstra bir organlari daha var. Ellerinde bas parmak yok dört parmaklari bulunuyor ayaklari küçük ve parmak aralari perdeli. Yasamlari ortalama olarak bizim zaman ölçümüze göre 350-400 yil arasinda. Aslinda genel olarak sürüngenlere benziyorlar. Bilindigi gibi dünyada bazi sürüngen türleri 500 yil yasayabiliyorlar. Bir timsahin 850 ya-sinda oldugu resmen açiklanmisti. Ve tabii çok zekiler eger IQ ölçüsünü alacak olursak IQ dereceleri 200'ü n üzerinde." Falcon dünya disi canlilarin sosyal yasamlari hakkinda da bilgi vererek konusmasina devam ediyor;

"Onlarin da bir dini var evrensel bir dine sahipler. Evreni Tanri olarak kabul ediyorlar. Sevdikleri müzik türü eski Tibet müzigine çok benziyor. Genelde sebzeleri severek yiyorlar dünyada en çok dondurmayi sevmisler en çok da çilekli dondurmayi..." Simdi Faicon'u birakip adim saklamayan birine geçiyoruz;

http://www.alien-ufos.com/img/area51photographs/area51.jpg
Ufo Gören Masum Köylü


51.bölgenin bir fotografı
http://img111.imageshack.us/img111/1113/51bolge4xi4.jpg
Ufo Gören Masum Köylü

51.bölgeye gelmeden bir uyari tabelasi

Çok gizli bir üs...
Robert veya Bob Lazar yukarda adi geçen Nevada'daki ünlü 51.Bölge'de bulunmustu. Aslinda bir fizik uzmani olan Lazar ABD Hükümeti tarafindan resmen görevlendirilmisti. Lazar hiç çekinmeden birkaç ayri UFO tipini tarif etti. Lazar ayrica Las Vegas'in 15 mil kuzeyindeki Pagose Gölü yakininda gizli bir arastirma merkezi bulunuyordu. Burada U2 SR71 F-117A ve SR75 gibi çesitli uçaklar gelistirildi. Üste çok ciddi ve inanilmaz derecede bir gizlilik uygulaniyordu. Ölüm cezasi bile vardi. Pagose Dagi'nin içine 9 hangar insa edilmisti. Hangar kapilari öylesine dogaya uydurulmustu ki birkaç yüz metre yakindan bile fark edilemiyordu. Lazar'a göre bu hangarlarin içinde UFO benzeri uçan disklerin deneyleri yapiliyor ve uçus prensipleri deneniyordu. Lazar disklerin uçabilmesi için adina "Yerçekimi Amplifikatörü" denen bir aygit gelis-tirilmisti. Aygitin planlari dünyadisi canlilar tarafindan hazirlanmisti. iki tür UFO vardi birisi "Omicron" adi veri-ten bir gezegen veya bir yildiz çevresinde kisa yolculuklar yapabilen diskti. "Delta" adli diger tip ise uzay-zaman alani içinde hareket edebilen ve bu sekilde yildizlar ve galaksiler arasi yolculuk yapabilen olaganüstü bir araçti. Araçlarin üçüncü ve bir baska tipi ise hem Omicron hem de Delta konumuna geçebilen bir modeldi. Bu diskler veya araçlarla ilgili tüm bilgi vardi ve uygulaniyordu.


Lazar üsten ayrildiktan sonraki yillarda çalismalarin bitirilmis olacagini ve dünyada 80'li yillardan sonra görülen UFO'larin hemen hemen tamaminin dünya yapisi olduklarini iddia ediyordu. Ve bu araçlar gizli tutuluyordular. Lazar dünyadisi canlilarin sadece güney yarimküreden gözlemlenebilen Zeta Reticuli yildiz sisteminden geldiklerini vurgularken Faicon grubunun söylediklerini onayliyor. Bu yildiz sistemi dünyaya 38 isik yili uzaklikta ve bir ve iki diye numaralandirilan ikili bir yildiz sisteminden olusuyor dünyadisi canlilar Reticulum 4 planetinden yani Zeta 2 Reticuli yildizinin dördüncü planetinden geliyorlar. Galaksimizi ve yildiz sistemlerim dogal olarak kendilerine göre isimlendirmisler. Örnegin bizim günesimize "Sol" dünyamiza ise. günesin üçüncü gezegeni oldugu için "Sol 3" diyorlar. Yasadiklari gezegende yani Reticulum 4'te bir gün dünya zamaniyla 90 saat sürüyor. Lazar in dünyadisi canlilari tarifi Falcon'dan çok farkli degil hatta ayni gibi. Boylari bir birbuçuk metre arasinda agirliklari 15 ile 30 kg arasinda hemen hemen yeni yürümeye baslayan bir çocuk görünümündeler baslari büyük her yönü görebilen badem seklinde kocaman gözleri var ve genelde saçsizlar. Daha çok mavi gri renkte tek parça tayf benzeri bir giysi ite görülmüsler.

UFO'lar nasil çalisiyor (!)
Sonuç olarak gerek Faicon'un gerekse de Lazar'in anlattiklari gerçekten ilginç; Örnegin Lazar disklerin reaktörlerinin benzinle çalistiklarini söylerken önce sasirtiyor ama sonra bu benzinin bizimkinden çok farkli oldugunu anliyorsunuz. Çok yüksek oktanli ve petrolden degil atom sayisi 115 olan bir elementten üretiliyor. Bu element ise bizim elementler için kullandigimiz periyodik kartimizda bulunmuyor. Lazar Element 115'in dünyadaki elementler gibi tek yönlü degil iki ayri amaçla kullanilabilen bir element oldugunu belirtiyor ve açikliyor; "Dünya biliminin henüz bilmedigi ve özelligini tanimla-yamadigi Yerçekimi Enerjisi'ni Element 115 sagliyor ki bunun adi A E-nerjisi bu enerji Element 115'in çekirdeginden kaynaklaniyor ve yayiliyor ikinci olarak da Element 115 antimadde radyonunun kaynagi bu da gereken hareket gücünü olusturuyor." Lazar'in bu sözcüklerinden su anlam çikiyor; Her disk kendi içinde birer minik gezegen olarak kabul edilebilirler.
Lazar'in anlatimina göre yukarda adi geçen Çekim veya Uçus Amplifikatörü'nün sistemi A enerjisini bir yere odaklayarak uzay-zamanin bükülmesini sagliyor uzay-zaman bükülümü ise bir astrofizik deyimi basit bir anlatimla isik hizindan çok daha fazla bir süratle zamanin ve üç boyutlu uzayin disinda mekan degisimi olarak düsünülebilir. Uzay-zaman bükülmesi yine bir astrofizik tanimiyla bir Kara Delik'in çekim alani kadar bir güç alanini .olusturuyor. Böylece elde edilen dev enerji isik yili gibi çok büyük uzakliklarin asilmasin sagliyor. Lazar ekliyor;

"Bir uzay-zaman bükülümü içinde yolculuk yap ilirken Element 115 Element 116 denen bir baska elemente dönüserek bir antimadde alanini da yaratiyor. Antimadde alaninda olusan zit alan ise Elenet 116'nin sayesinde
% 100 enerjiye dönüsebiliyor. Reaksiyonun ISISI sonucunda ortaya çikan elektriksel enerji yeterli oldugu gibi bir tür termo elektrik jeneratörü olusturuyor. Sözünü ettigim A Enerjisi böyle saglanirken Delta durumuna geçildiginde A Enerjisi uzay-zaman bükülümünü saglayinca bir tür Kara Delik ortaya çikinca isikyillari asilabiliyor..."

Bütün bunlar saçmalik mi yoksa?..
Lazar'in anlattiklarini anlamak çok zor sadece örneklemek istedik. Çok daha uzun anlatimlari var ama aslinda konu sadece bilim çevrelerini ilgilendiriyor.

Sorular ve kuskular sonsuz tüm bu bilimsel ama amatörce gözüken iddialarin resmen kanitlanmasi gerek ama öte yandan da Robert Lazar'in da bir fizikçi oldugu biliniyor. Bilimsel çevreler ilginçtir susuyorlar hatta Lazar'i yalanlayan veya karsi çikan kimseye de rastlanmiyor iki sey olabilir Ya Lazar veya Faicon öylesine saçmaliyorlar ki yetkililerin hiçbirisi onlara cevap vermeye tenezzül dahi etmiyor kisa casi ilgilenmiyorlar ya da Lazar veya^ Faicon dogru söylüyorlar ve konunun daha fazla karistirilmamasi için yetkililer seslerini çikartmayi yorumsuz kalmayi tercih ediyorlar. En iyi çözüm dünyadisi canlilarin ortaya çikmasi o zaman tartisacak bir sey kalmayacak.. Ama onlar da resmen ortada yoklar. Bu arada akla yukarda geçen bir söz de ister istemez geliyor; dünyadisi canlilarin IQ dereceleri gerçekten 200'ün üzerindeyse o zaman onlari anlamamiz hiç de kolay degil hatta imkansiz gibi...

Her seyi bir yana birakip bir an düsünelim. Eger Falcon ve Lazar dogru söylüyorlarsa ve ABD ile dünyadisi canlilar arasinda böylesine gizli tutulan bir iliski varsa hatta ABD dünyadisi bir zekanin temsilcileriyle özel bir anlasma imzaladiysa ve bunu dünya insanlarindan sakliyorlarsa çok iyi düsünmemiz gerekiyor. Böyle bir olasilik tüm siyasi etnik dinsel ve hatta ekonomik sorunlardan daha önemlidir çünkü göründügü kadariyla çok uzakta degil kisa bir dönem içinde dünyada ciddi bir degisimin belki bir bölünmenin ama en önemlisi insanligin bir bölümü için bir tehdidin ortaya çikmasi olasidir. Neden mi? Eger anlatilanlar gerçekse ABD neyin karsiliginda dünyadisi canlilari saklamak ve hatta korumak için milyarlar harciyor? Bunun bedeli nedir? Fakat önemli bir soru daha var dünyadisi canlilar bu isbirliginden ne elde ediyorlar ve neden saklanmak istiyorlar? ?htiyatli olmak isteyen çevrelere göre eger bizlerden çok ötede bir zekaya sahipseler. korkmamiz gerekir çünkü onlarin gerçek amacini anlamamiz asla mümkün olamayacaktir çünkü bizler onlarin yaninda resmen geri zekali sayilar biliriz...Ya öyleyse..?


Son günlerde UFO haberlerinin artışına binaen derleme bir paylaşım size.  göz kırp
« Son Düzenleme: Haziran 24, 2009, 08:14:06 ÖS Gönderen: demiray » Kayıtlı

çetin bostan

http://bostanmuhendistlik.tr.gg/
Piyade
------Üye Bilgileri Çardaklı
****

Teşekkür Puanı: 184
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 70

Kayıt tarihi Temmuz 24, 2008, 01:26:18 ÖS

Nerden: http://bostanmuhendistlik.tr.gg/
Yaş: 27
Mesaj Sayısı: 763


insanları tanıdıkca hayvanları sever oldum


Site
Durumum:

« Yanıtla #1 : Haziran 10, 2009, 10:31:56 ÖÖ »

dünyayı uzaylılar basarsa hiç sanmayın bu konular aceba gercekle bir dogruluk payı varmıdır_? hmm hmm hmm hmm ufooooooooo nolmazz nolmazz
Kayıtlı

demiray

Administrator
------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 152
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 1

Kayıt tarihi Mayıs 02, 2008, 07:43:01 ÖÖ

Nerden: Republic Of Çardak - Çardak City
Yaş: 35
Mesaj Sayısı: 810
Nasıl Biri: I love my village



Site
Durumum:

« Yanıtla #2 : Haziran 10, 2009, 04:11:54 ÖS »

Saol Çetin, Dünyayı ufolar basarsa ben hiç sanmayacam  sırıt dil çıkar dil çıkar
Kayıtlı

D_Tunca

MODERATÖR
------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 119
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 98

Kayıt tarihi Ağustos 18, 2008, 12:41:50 ÖS

Nerden: sınır yok
Yaş: 22
Mesaj Sayısı: 492



Site
Durumum:

« Yanıtla #3 : Haziran 10, 2009, 09:03:37 ÖS »

 Tam bir saçmalık.. Adamlar, konusunda aşmış yaratıkların IQ'sunu ölçebilmişler nasıl oluyorsa.. Benim zeka seviyem 10 üzerinden 5 ise, 10 üzerinden 10 olan birinin zeka seviyesini nasıl ölçebilir m ki? Ne ölçebilirim ne de buna izin verir o kişi..

Diyelim ki ölçmüşler!.. Nasıl oluyor da ABD'de dandik bi üs için anlaşmaya varabiliyorlar. Zeka konusunda aşmış varlıklar 3 kuruşluk ABD ile anlaşma yapıp saklanacaklar.

Işık hızını aşma konusuna gelince, orta okuldaki matematik hocamız, ışık hızına ulaşan veya geçen varlık ışık moleküllerine dönüşür demişti.. Geri dönüşümü nasıl oluyor aceba.

Ayrıca gelişmiş canlılara bakıldığında organsal yapıları gelişmemişlere göre çok daha karmaşık olur. Oysa uzaylılar insana göre daha basit sistemlerden kurulu deniyor.. O da ilginç tabi.
Kayıtlı

''İnsan ne kadar küçükse; dünya da o kadar büyüktür.''
                                                                                 (Duran Tunca)
mEzOpOtAmYaLı

------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 1
Üye ID: 631

Kayıt tarihi Haziran 07, 2009, 11:38:17 ÖS

Nerden:
Mesaj Sayısı: 7




Durumum:

« Yanıtla #4 : Haziran 11, 2009, 09:18:16 ÖÖ »

ben şuna inanıyorum ki uzaylıar var.! dikkat ederseniz uzay filmlerinde uzaylıları taklit etmeye çalışıyorlar bir göz önünde bulundurun, zayıf, kafaları uzun ve yukarı beynin bulunduğu kısım büyük. varlıklar en çok hangi bölümü kullanırlarsa o bölüm daha çok gelişiyor. uzaylılarda beyinlerini çok kullandıkları için beynin bulunduğu bölüm gelişkin. neden uzaylıları farklı bir şekilde taklit etmiyorlar. çünkü ABD'nin irtibatı var. ve nasıl bir varlık olduklarını biliyorlar. hatta bir ara tartışmalar olmuştu uzaylılar türkiye'ye de geliyorlar mı diye; evet geliyorlar! niçin geliyorlar? yeryüzünde çok az yerde bulunan uranyum madenini almak için gelliyorlar. Ve bu doğrultuda irtibatı sağlayan kişiler uzay teknolojisi hakkında bilgi alıyorlar. YANİ BİLEVİ TİCARET.
Kayıtlı
niqdelisyankar

------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 45
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 16

Kayıt tarihi Mayıs 09, 2008, 04:17:38 ÖS

Nerden: # SânaL ALem
Yaş: 20
Mesaj Sayısı: 188




Durumum:

« Yanıtla #5 : Haziran 11, 2009, 11:52:59 ÖS »

Kuşkusuz ki 3 boyutlu insanoğlu için sunulmuş şu dünya aleminden başka yaşamlar vardır.Fakat günümüz yüzyılında Ufo, uzaylı gibi yakıştırmalar ile insanların beyinlerini yıkamaya çalışan ABD 'nin göz boyamaları birbirinden karıştırılmamalıdır.19. yüzyılda Nazi Alman'yasının önemli çalışmaları olmuştur bu konu ile ilgili özellikle  Nichola Tesla'nın ABD' ye gitmesi ile Ufo dosyası tamamen ABD'nin eline geçmiştir.Hatta Ufo ve ötesi....

 Ben bu konuya gerçekten bi aralar çok merak saldım ve araştırma yaptım sizinlede paylaşmak istedim biraz uzun bir alıntı olcak ama kusura bakmayın değer verip okuyan abi, kardeşlerimize teşekkür ediyorum şimdiden, Orjin kaynak;     Buyrun


Kayıtlı

niqdelisyankar

------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 45
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 16

Kayıt tarihi Mayıs 09, 2008, 04:17:38 ÖS

Nerden: # SânaL ALem
Yaş: 20
Mesaj Sayısı: 188




Durumum:

« Yanıtla #6 : Haziran 11, 2009, 11:54:12 ÖS »

Nazi UFO Teknolojisi  -


Elektromanyetik sevkle çalışan Nazi uçandaireleri...
Büyük Üstad Rudolf Steiner ve öngörüleri:



Günümüzde ve yüzyılımızda yaş#@!?ış en önemli düşünürlerden birisi Antropozofi Derneği kurucusu Avusturyalı Dr.Rudolf Steiner (1861-1925)’dır.Steiner bir duru görü medyumu idi.O, başka boyutları gördüğünü ve insan kalbinin derinliklerinde yaşananları hissettiğini söylüyordu.Steiner geleceği inanılmaz bir doğrulukla  tarif etmişti, materyalist bilimin çılgınlığının bir felakete neden olacağını, tüpte doğan insanları ve geleceğin biyoloji mühendisliğini bir korku filmini anlatır gibi anlatıyordu.İnsanlığın geleceği yaşayan canavarlarla, ruhsuz, tanrısız, insan dışı, kompüterize, böceğe benzer, krom ve plastikten yapılma yaratıklarla doluydu.

R.Steiner, gelecek yıllarda büyük savaşların yaşanacağını ve insan kalbinin büyük yaralar alacağını 1917’de öngörmüştü. ‘‘Karanlığın Güçleri’’ insan evrimini engellemek kararındaydı, bunun için de insanlarla birleşmeleri gerekiyordu.Böylece evrim dönüşecek ve ortaya planlı melez bir ırk, yani yaratık- insan çıkacaktı.Ona göre ırkımızın büyük bir kısmı yok olacak, geriye kalanlar  yaratıklara, yani cin’imsi varlıklara tapan süprüntüler olacaktı.Peki kim bu yaratıklar? Steiner’e göre bunlar yukarda sözünü ettiğimiz biyolojik yaratıklardı.Yani gelecek bizim var edeceğimiz kötü varlıklarla doluydu.İnsan, cin ve uzaylı inancıyla kendi felaketine yol açmakta ve kurgulanmaktaydı.


Kara Güneş ve Zaman Yolculuğu:
Zaman Yolculuğu Mümkün mü?



Zamandayolculuk yapılabilir mi, sorusunun yanıtı dört boyutlu uzay zamanda kapalı zamansal eğriler(1) bulunup bulunamayacağına gelmiş oluyor.


(1) Eğer bir uzay zaman eğrisinin  üzerindeki her noktada hız vektörü zamansal çıkıyorsa, bu eğriye zamansal eğri denir.


Bilim ve Teknik Dergisi, s.335, Ekim 1995) Bir evren modelinde, eğer uzay zamanda kapanan zamansal eğriler bulunuyorsa, bunlardan birini yörünge eğrisi olarak kabül edecek olan cisim, hep zamanın akış yönü doğrultusunda giderek tekrar ilk konumuna , yolculuğa başladığından daha  önceki bir anda ulaşılabilir.İşte ‘‘Zaman Makinesi’’ bu tür evren modellerine verilen isimdir.Bu tanımlanan anlamda ilk zaman makinesi 1949 yılında ünlü matematikçi Kurt Gödel tarafından bulundu.Kip Thorne’un 1988’de öne sürdüğü zaman makinesi, Gödel’inkinden farklı uzay zaman topolojisine sahipti.Thorne’un topolojik işlemi fiziksel uzay zamanda yapıldığı zaman, uzay zamandan bir nokta delip çıkarmak, bir karadelik yaratmak anlamına geliyordu.Birbirine komşu iki nokta delip çıkarmak, birbirine yakın iki karadelik  bulmak demektir.İki deliği birbirine bir tüple bağlayıp kapatmak, iki karadelik arasında bir tüp geçitle  bağlantı sağlamak  demektir.(Buna solucandeliği yada wormhole diyenler de var). Kip Thorne ve Richard Gott gibi fizikçiler zaman yolculuğunun teorik olarak mümkün olduğunu söylemektedirler.

1923 de Hitler döneminde Thule örgütüne  mensub çekirdek bir kadro ‘‘Kara Güneş Tarikatı’’ adı altında özel bir projeyi yürürlüğe koydular. Bu projenin amacı ‘‘Zaman Yolculuğu’’nu gerçekleştirme idi.Bu proje illuminati denen bir başka tarikatın ( Gümüş Yıldız Tarikatı) grup üyeleri ile bir araya gelinerek tasarlanmıştı.

Bu zamanda yolculuk deneyi ruhsal ve psişik enerjiyi majikal bir teknikle açığa çıkartarak gerçekleştirilecekti. Düşünce güçlerini zamanın akışı üstüne yönelten grup üyeleri belli bir düzeyin üstüne çıkan psişik bir enerji konsantresi sonucunda uzay zamanda küçük bir boyutlar arası pencere açmayı başarmışlardı.Bu zamanda açılan çatlağın 1943 yılında Amerika’da gerçekleştirilen ‘‘Philadelphia Deneyi’’ nin oluşmasına sebeb olduğu rivayetler arasındadır.

Thule tarikati  ile bağlantılı olan Vril örgütü üyeleri medyumsal ve sonra fiziksel temas yoluyla  Aldebaranlılar denen bir uzaylı medeniyetten uçan gemilerin ( UFO’ların) yapımı ile ilgili teknik bilgiler almışlardı.Aldebaranlılar 2.10 m uzunluğunda , badem gözlü, açık beyaz tenli, uzun sarı saçlı insanlardı. Bağlantı kuran Alman subayın iddiasına göre, bu insanlar bütün vucutlarını kaplayan tek parça düğmesiz ve fermuarsız giysiler giyiyorlardı.

‘‘Kara Güneş’’ örgütünün elindeki belgelerden anlaşıldığına göre, Reich-Almanyası Arianniler’le gizli bir anlaşma imzalamıştı.Bu anlaşmaya göre, Reich-Almanları ‘‘İç Dünya’’ denen bir yerde her türlü saldırıya karşı korunacak, ayrıca ileri teknoloji ve ileri spiritüel bilgilerle donatılacaklardı.Fakat bu teknoloji yalnızca savunma amaçlı kullanılabilecekti.

Robert Charroux ‘‘Andların Esrarı’’ adlı kitabında ilginç açıklamalara yer verir. Kitapta adı geçen  ünlü İtalyan kaşifi Gugliemo Marconi’nin öğrencisi olan, İtalyan fizikçisi N.Genovese’nin açıklamalarına göre, Reich-Almanyası’nın bu araştırma merkezlerinde dünya dışı  varlıkların yardımı ile hayret verici bilimsel gelişmeler olmuştu.Bu merkezde 1946’dan beri doğrudan güneşten gelen kozmik enerjiyi depolayabilen bir sistem mevcuttu.

Çetin BAL: Açıkcası ben kendi adıma Almanların 2.Dünya savaşı yıllarında UFO teknolojisini kullanarak Ay’a ve Marsa  ve dünyanın kutup bölgesine gidip orada üs kurduklarını pek düşünmüyorum.Dünya dışı uygarlıklarla medyumsal kanallar kullanılarak bağlantıya geçilmiş olabilir. UFO teknolojisi konusunda uygulamaya dönük kayda değer bilgiler alınıp bunlar denenmiş ve test edilmişte olabilir.Belkide bir kısım Nazi dönemi Alman ırkı mensubu kişiler dış dünyalıların yardımı ile gözlerden uzak belli bir bölgede koruma altına alınmış olabilirler.Onlara özel bir üs tahsis edilmiş olabilir.



Kayıtlı

niqdelisyankar

------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 45
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 16

Kayıt tarihi Mayıs 09, 2008, 04:17:38 ÖS

Nerden: # SânaL ALem
Yaş: 20
Mesaj Sayısı: 188




Durumum:

« Yanıtla #7 : Haziran 11, 2009, 11:55:30 ÖS »

Aradan yıllar geçti. ABD Viking-1 uydusunu Mars’a gönderdi. 24 Temmuz 1976’da Mars’a inmesi ile dünyaya ilginç resimler göndermeye başladı. Bunlar arasında Cydonia bölgesinde bulunan ünlü “İnsan Yüzü” Mısır’daki Sfenks’in başına benzetilmektedir. Ve bunun 15 km uzağında bulunan piramitler, devasa şehir yıkıntıları çok dikkati çekmişti. Ayrıca Mars’ın güney kutbunda esrarengiz dikdörtgen ve kare şeklinde duvara benzer buluntular görülmüştü ki, NASA bunlara İNKA ŞEHRİ adını vermişti.


Haunebu-3 uzay gemisi 19 test uçuşundan sonra Nisan 1945’in sonunda kutuptaki üs’ten Neuschwabenland’dan havalanarak Mars’a doğru yola çıkmıştı. Geminin 70 kişilik bir mürettebatı vardı. Bunlar arasında kadınlar da bulunuyordu. Mars yüzeyinde bulunan Mars medeniyetine ait anıtlar, bu mürettebatın işlerinden mi acaba?


Yalnız Mars’da değil, Ay üzerinde de “R” ve “S” harflerine rastlanıldı. Örneğin kare gibi geometrik şekillere rastlanmaktadır. İlginçtir ki Viking-1’in Mars’tan gönderdiği resimler arasında kayaların üzerine işlenmiş “B”-“G” veya “8” şeklinde yorumlanabilecek yapay şekiller görülmektedir. Bu suni yapılar, Sovyetlerin ve ABD’nin insanlı ve insansız uzay sonda ve kapsülleri tarafından çekilen bütün fotoğraflarda görülmektedir.

Büyük bir çan’a benzeyen uzay gemisi Haunebu-3 Mars’a doğru yola çıkmış ve problemsiz bir şekilde gezegene inmişti. Mürettebatı milyonlarca yıldır orada bulunan Mars yüzeyinin altındaki tesislere gitmişlerdi.

1950’li yılların başlarında Ay üzerinde birçok UFO görülmeye başlanmıştı. 1952 yılında çekilen Ay yüzeyinin teleskopik bir fotoğrafında, dış görünümü ve Haunebu-3’e benzeyen bir UFO tespit edilmişti. Bu UFO muhtemelen, Mars, Ay ve Güney Kutbundaki Neuschwabenland-Alman Üssü arasında mekik seferi yapan bir araçtı. 1951 yılında çekilen başka bir fotoğrafta ise Dünya ile Ay arasında Puro şeklinde uzay gemisi görülmüştü. 1945’ten sonra kutuptaki gizli üste bu puro biçimli geminin aynısı yapılmış olabilir.

Bu UFO’ların Mars yolculuğu ve Haunebu-2, Vril-1 ve Andromeda Geraet ana gemisinin 2’nci Dünya Savaşı’nın bitimine az bir zaman kala Ay’da konuşlandırılmalarının sebebi, Reich Almanyası’nın yönetiminin umduğu gibi, her iki gezegenin Ay ve Mars’ın yüzeyinin altında bulunan sağlam tesisleri yeniden harekete geçirmek ve 68 ışık yılı uzaklıktaki güneş sisteminden yani Aldebaran’dan gelecek olan dünya-dışı insanların oluşturduğu “Kurtarıcı Uzay Filosu”nun gelişi için üsleri hazır vaziyette tutmaktı.

ABD’nin 1972 yılında sürdürdüğü NASA insanlı Apollo programını Ay’a inişten sonra aniden kesmesi ve oraya bir daha hiç astronot göndermemesi, ayrıca Viking Mars projesinin başarısızlığa uğraması tesadüf değildir. Sovyetlerin 1989 yılında Mars’a gönderdiği “Phobos-2” adlı uydusu da Mars’ın yörüngesinde iken dünya ile bağlantısı kesilmişti.

Aynı şekilde 24 Ağustos 1993’de Amerikan Mars uydusu “Observer” da Mars üstünde iken dünya ile bütün bağlantıları kesilmişti. Ay ve Mars’da meskun “Zekâlar” Reich Almanyası uzay gemisi mürettebatı ve Amerikalıların Ay’da ve Mars’da karşılaştıkları Aldebaranlılar, hem Amerikalıları hem de Sovyetleri bu iki gezegende de istemiyorlardı.

Mars ve Ay’daki birleşik Reich Almanyası ve Aldeberanlılar gücü, ABD ve Sovyetlere, gayet açık ve net olarak buralarda istenmedikleri mesajını vermişlerdi. Daha sonra iki müttefik, insansız Mars denemelerinden sonra, insanlı Apollo uçuşları gibi, Mars’a da insanlı bir keşif gezisi düzenlemek istemişlerse de Aldebaranlı “Marslılar” ve Reich Almanları, Amerikan Viking teşebbüsünü ve Rusların Mars uydusunu tamamen etkisiz duruma getirmişlerdir.

Yorumlamaya gelelim: Benim uzun zamandır iddia ettiğim Amerika’nın korkudan Ay’a neden gidemediği ve orada Üs kurma projesinden neden vazgeçtiğini düşünüyorum, sonuçta oradaki üslerde yaşayan uzaylıların Amerikalıları burada istemedikleri ortaya çıkıyor. 1972 yılından beri Ay’a gidemeyen ABD’nin Apollo uçuşları sonunda düşüncesi 2000’li yıllarda Ay’a üs kurmaktı. Oradan yola çıkacak uzay gemileri, güneş sistemini keşfe çıkacaktı. Bu gerçekleşmedi.

Şimdi ne yapılıyor: Dünyanın çevresinde büyük bir uzay istasyonu yapılıyor. Oraya durmadan malzeme taşınıyor. Gelecekte o büyük istasyondan Mars’a veya başka bir gezegene yola çıkacak uzay gemisi yapılacaktır.

Bir diğer ilginç konu da şudur. Amerika dünya milletlerine düşüncesini Hollywood sinemasıyla sunar. Hollywood’un yaptığı filmlerde dünyaya uzaylılar saldırır ve Amerika da ortaya çıkardığı gizli silahlarıyla bu savaşı kazanır. Uzaylıları yener ve dünyayı kurtarır. Acaba bu mesaj Güney Kutbunda, Ay’da ve Mars’da bulunan Reich Almanyası ve Aldebaranlı müttefiklere gönderilen bir mesaj mıdır. Bir yandan uzaylılar ile temasa geçmek için 3 milyar dolar para ayıran Amerikan Devleti, diğer yandan da uzay çalışmaları için milyarlarca dolar harcamaktadır.

Amerika Mars’a gidebilecek mi? Bunu zaman gösterecek ama bu konuda Başkan Bush kararlı ve 600 milyar ile 1 trilyon dolar tutan projeye start verdi. Süre ise 2025 olarak belirlendi. Yaşarsak göreceğiz. Şurası gerçek ki Amerika 2’nci Dünya Savaşı bittiğinden beri tüm gücünü uzay çalışmalarına verdi. Ve bu çalışmalar gizli olarak yapılmaktadır.

Reich Almanlarının kutuplarda yaşayan müttefikleri olan Arianniler’in veya Aldebaran Yıldız Sisteminden gelenlerin Amerikan Başkanı Eisenhower ile görüştükleri iddiası da vardır. UFO’ları ile ABD’ye 20 Şubat 1954 Edward AFB Amerikan Hava Kuvvetleri üssünde iken, 5 UFO inmiş ve uzaylıların aynı bizim gibi insan oldukları ve bizim atmosferde nefes alabildikleri görülmüştü. Uzaylılar Amerikan Başkanından Nükleer silahlanmaya son vermesini istemişlerdi. Uzaylılar Eisenhower ve yanındaki yetkililerin gözleri önünde hem kendilerini, hem de gemilerini görünmez bir duruma getirmeyi başararak onlara teknolojik üstünlüklerini göstermişlerdi.

Eisenhower’in bu konuşmayı pek önemsemediği sonraki yıllarda Amerikan Ordusunun nükleer füzeleri geliştirmesi bunun somut örneğidir. 1980’lere gelindiğinde ABD ve Rusya nükleer silahları sınırlandırmışlardı. Bugün de iki tarafın elinde önemli derecede nükleer silah bulunmaktadır.


http://www.zamandayolculuk.com/Cetinbal/KO/Nazi35.jpg
Ufo Gören Masum Köylü


Çetin BAL: Almanların Nazi UFO teknolojileri konusu aynen Amerikalıların Philadelphia Deneyinde olduğu gibi bir sis perdesi ile örtülüdür.Belli bir zaman süreci sonucunda sizlerinde yukarıda okuduğunuz hikaye gibi  ''gerçekle- kurgu''  birbirine karışmakta ve bu bilimsel teknolojilere dair üretilen spekülasyonlar oldukça fantastik bir hale bürünmektedir.Nazi bilim adamlarının uzaylılarla bir şekilde irtibat kurması mümkün. Ama sadece ışıktan hızlı yolculuk teknolojilerine dair kuramsal bilgiler almış olabilirler. Bu çerçevede elektromanyetik sevk denebilecek bir bir hareket sistemi ve itme gücü üstünde Nazi bilim adamları çalışmış olabilirler. Bir kaç başarılı deneysel prototip ile test uçuşları  yapmış olabilirler. Ama o dönemin teknolojisi bilgisayar teknolojisine hakim bir teknoloji değildi. Yani sadece güç ve itme sistemi üstünde başarılı olmak demek bu araçlarla yıldızlar arası yada uzaya doğru bir yolculuk yapabiliriz anlamına gelmez.Buna mukabil bu araçların daha mekanik yarı otomatik kontrolü ile yakın gezegenlere yolculuk çokta akla uzak imkansız bir şey gibi gelmiyor.

 Işık hızını aşmaya olanak sağlayan bir güç ve itme sistemi tek başına bize bir yarar sağlamaz. Böyle bir aracın henüz insanların bilmediği bir çok yan cihazlara( ek donanımlara) ve teknolojilere ihtiyaç duyacağı kesindir.Örneğin ışıktan hızlı şekilde  yıldızlar arası yola çıkacak bir aracın yapıldığı materyal kalıp bilinen gibi olmamalı. Bizim sıradan radar teknolojimizin dışında farklı algılama yöntemlerine sahip  uzun mesafelerde kullanılabilen gelişmiş üç boyutlu  radar gözlem ve tespit cihazlarının geliştirilmesi lazım. Bu gelişmiş radar dünyadayken  ay'daki bir toplu iğnenin yerini koordinatlarını tespit edebilmelidir. Hatta ordaki iğnenin üç boyutlu görüntüsünü ekrana verebilmelidir. Sanki bu radar durugörü medyumu gibi zaman ve uzayda yer ve koordinat tespiti yapabilmelidir. Belki bunun için evrenin holografik doğası kullanılabilir. Yıldız haritalarını üç boyutlu ve dört boyutlu hologramik haritalara  döküp buna göre bir rotasyon ayarını bilgisayar kendisi çıkarabilmeli!  ''Yön ve hız kontrol tertibatını'' yönlendiren analiz eden verileri işleyen bir bilgisayar zekasına ihtiyacımız olacağı muhakkaktır. Sistemin elektriki gücünü üreten devasa güçteki  minyatür elektrik güç kaynaklarınında yapılabilmesi lazım.Yani hatırı sayılır  bir elektiriki gücü 10 yada 15 metre çaplı bir uzay gemisi içinde sürekli  üretecek özel güç ünitelerine ihtiyaç vardır.

Gerçekçi olmak gerekirse eski batık kıta Atlantis hikayeleri Mu kıtası hikayeleri ve Hint kültürü içinde mahabarata destanlarında geçen nükleer savaş felaketleri gökten inen tanrı figürleri ( ki bunlara uzaylılar diyebiliriz) ve eski mısır'ın yada insan atalarımızın  uzaylılar tarafından ziyaret edildiği düşüncesi doğru olmayabilir!  Sanırım Atlantis, Mu, Hiperbora v.b gibi  tüm bunlar speküle edildiği gibi üstün teknoloji ile bağlantılı  uygarlıklar  olmayabilirler! Neden derseniz gerçekten böyle bir tarihten uygarlıklar süreci içinden geliyor olsaydık  en azından ay'da  ve Mars gibi yakın gezegenlerde ciddi uygarlık kalıntılarına koloni izlerine rastlamamız gerekirdi.Ve dünyanın değişik arkeolojik kazı alanlarında bol miktarda yüksek teknolojiye dair materyal izlerinin bulunması lazımdı?

Benim  kendi kanımca teknoloji dediğimiz şey ve onu takiben gerçek anlamda teknik ve bilimsel bir uygarlık evrene yayılmış zekaların doğadaki en temel güç kaynağını yani elektrik ve manyetizmayı tanıyıp - keşfedip -  kullanmaya başladıkları anda ortaya çıkar. Biz dünya insanlığı elektromanyetizma konusunda yaklaşık 2.dünya savaşından bu yana daha yeni yeni kayda değer kullanım alanları  elde ettik diyebilirim.Yani uygarlığımızın elektrik enerjisi ile tanışması ve onu çok yönlü kullanabilmesi henüz başlangıç aşamasındadır. Eğer dünya insanlığı olarak  yıldızlar arası uzaya hakim bir ırk olmak istiyorsak ortada ışık hızı gibi aşılması geren önemli bir proplem vardır. Böyle bir hız duvarını ise tepkimel jet ve roket teknolojisini ifade eden yanmış sıcak gazların mekanik bir tepkisine dayalı bir hareket sistemi ile aşamayız! Bu kabül edilmesi gereken bir gerçektir. Evrende Işık hızıyla gidebilmek için bir uzay gemisinin kendisini içine alan yerel uzay/zaman dokumasına müdahalede bulunarak bu dokuyu sıkıştırıp açarak yada bu dokuya istediği yönde kavis vererek karadeliksel bir yerçekimsel  potansiyel altında kendisini hareket ettirmeyi düşünmesi lazımdır.Işık hızını aşmanın anahtarıda ''farklı boyutların'' bilgisine sahip olabilmektir. Işık hızını  aşmak mevzu bahis konusu olduğunda uzaya bağlı zaman boyutunun açılıp genişletilip daraltılabilmesi imkanının gündeme gelmesi gerekir. Zaman çerçevesindeki bu hafif değişim bizi üst bir uzayın zaman süreklisi içine dahil edebilmelidir.Bu üst uzay/zaman süreklisi içinde aracın ''en küçük bir ışık hızı adımı mesafesi '' bir alt uzay/zaman süreklisi içindeki ışık hızı adımına göre iki kat daha fazla olacaktır. Boyutlar yükseldikçe ve buna paralel olarak (buna bağlı olarak) zaman genişledikçe en küçük ışık hızı adımlarıda genişler.

Daha geniş bir  tablodan bakıldığında tüm uygarlığımız içinde üretilen mitlerin efsanelerin, dinlerin, masalların, hikayelerin ve yakın zamanlı tüm modern spekülatif ifadelerin, kurguların  ötesinde insana, evrene ve geleceğimize dair gerçek bir takım bulgulara ve doğru denebilecek bir takım yaklaşımlara sahip olabilmek için  aklımızın mantığımızın ve yüksek şuurumuzun eleğinde kendimize özel bağımsız, özgür ve tarafsız bir eleştirel  bakış açısına sahip olmamız gerekir. Sorun şu ki kimse gerçeği bulma konusunda kendisine karşı samimi değil!! Basit insanlar ve kitleler tarih boyunca  şu küçücük dünyalarında gerçeği bilme isteminden daha çok kendisini öyle yada böyle tatmin edip hoşlarına gidecek kendilerine geçicide olsa narkoz etkisi yapacak kendilerini rahatlatacak, zevke getirecek, yada derinlikli sorular sormasına mani olacak,  ruhlarını teselli eden, kendilerini mutlu eden,  fikirlerin, tarikatların, ideolojilerin felsefelerin ve dinlerin peşinden gitmeyi tercih etmişlerdir. Yani kimsenin derdi GERÇEĞİ BİLMEK ve bulmak  değil,  sadece bu akıl erdirilemez görünen varoluş sonsuzluğu içinde  kendilerini mutlu edebilecek, derinlikli soruların üstüne kilit vuracak bir inanç ve  bir hayal dünyasına sahip olmaktan ibarettir. Dinler sanki gizliden şu mesajı telkin ediyorlar gibiler: Cehalet erdemdir! Hiç birşey bilmemek herşeyi bilmekten yeğdir!

İnsanlık alemi, odası oyuncaklarla dolu küçük bir çocuğa benzemektedir. Sahip olduğumuz tüm kültür ve düşünce tarihimiz o odanın duvarları içinde olanlarla sınırlıdır. Çocuğun  tüm evreni o odadan ibaret sanması gibi tüm hayal dünyasının sınırlarıda  o odanın duvarlarında son buluyor. Oysaki  o küçük çocuk (insanlık alemi) o duvarların ardında başka duvarlar ve o duvarlar içinde yaşayan kendisi gibi sayısız çocuğun ve sayısız evin ve daha başka  odaların binaların olduğunu bilmiyor. Hatta bu başka odaların binaların evlerin bir araya gelerek bir mahalleyi bir şehri bir ülkeyi ve devasa bir kıtayı meydana getirdiğini dahi hayal etmekten oldukça uzaktır. Bu gerçek onun havsalasına ve küçücük dünyasına sığdıramayacağı kadar korkutucu bir büyüklüğü ifade eder. Kimse maalesef bu kadar sonsuz ve uçsuz bucaksız dünyalar gerçeğini hayal etmeye, görmeye ve kabüllenebilme  olgunluğuna henüz  sahip değil! Bugün inanç sistemleri asıl orijininden uzaklaşarak ''düşünmek istemeyen belli kabüller içinde uyuyan'' kitle modelleri yaratmıştır. Evrim süreci bu çocuğun büyümesini destekleyerek bir süre sonra zamanla  ona alışması ve kabüllenebilme olgunluğuna erişmesi için gereken zihinsel, bilimsel teknolojik ve biyolojik alt yapıyı devreye sokacaktır.

Konuyu toparlayacak olursak Nazi almanyasının şöyle yapmış olması Atlantislilerin böyle yapmış olması Amerikalıların  öbür türlü yapmış olması yahut UFOların hergün arka bahçeme inip beni gözetleyip kaçıyor olmaları yahut büyük annemin ruhunun hergün evin içinde eşyaların yerlerini değiştirip durması benim için çokta önemli  hususlar değil!  Daha bir çok tüm bu bilimsellik havası katılmış yahut söylentiler şeklinde yayılagelmiş  hikayelerin içindeki  anafikre bakmak lazım. Renklendirilmiş resimlendirilmiş ve sonradan üstü boyanmış bir takım  olası gerçeklerin neler olabileceğini görebilmek lazım. Gerçek nedir? ( Burda biraz kendimi Gizli dosyalar dizisindeki  ajan Murdak 'a benzettim.)  Bizim konularımız içinde Nazilerin Mars'a gidip gitmedikleri hususundan çok yada UFOların dünyamıza gelip gizlice aramızdan birileri ile konuşup hızlıca kaçtıklarını varsaymaktan çok dikkati daha işe yarar pozitif bilgilere vermek gerektiği kanaatindeyim. Aradığımız şeyi bilirsek tüm bu spekülatif bilgiler içindende doğru yanları seçebilir ve kısmende olsa bilimsel anlamda araştırmalarımıza katkı sağlayabiliriz. Böyle bir bilgiye dair  Philadelphia deneyinden (philadelphia Experiment)  sonra devam eden Montauk Projesi dahilindeki sözde hikayeyi örnek gösterebiliriz. Hikaye içindeki isimlerden biri olan Alfred Bielek bu deneylere bir şekilde dahil olduğunu iddia eden bir yalancı yada doğruyu söyleyen bir tanıkta olabilir.( Bob Lazar'ın 51.area hikayesindeki uzay gemisi (alien ship)  gibi)  Ama bu adamın anlattığı Montauk Projesi dahilinde geçen en işe yarar ve dikkat çekici tek bilgi hikaye dahilinde geçen zamanın bir dalga olduğu gerçeğinin (Time Wave) vurgulanmış olmasıdır! Zaman boyutlarını zaman çizgisi denen ekseni dalga çarpıntılarından yapılma bir tür frekans bandı gibi ele almak bence oldukça ilginç ve gerçeğe çok yakın bir düşünce.Bu speküle bilgiler içinde derin mühendislik bilgileri bulmayı beklemek aptallık olur. Zaten bahsi geçen olaylara dahil olanlarda sadece tanık oldukları  hikayenin resimsel kısmını anlatabiliyorlar. Bob Lazar gibi, George Adamski gibi, Daniel Fry gibi, Al bielek gibi Ufo temascıları yada gizli deneylere katılanlar ancak duydukları ve gördükleri yada kendilerine verildiği oranda bir bilgiyi kendi dağarcıkları ölçüsünde bizlere nakledebiliyorlar.Bu speküle bilgiler içinde en ilginç olanı bir bilim adamı olan Nikola Tesla'ya dair olan bilgilerdir.Nikola Tesla'da serbest enerji (Free Enegy) ile  bir şekilde bu bahsi geçen gizemli olayların sis perdesi altında belli belirsiz görülen bir isim!  Gizemler perdesine daha dikkatli baktığımızda Ufolar,  yıldızlara yolculuk, antigravitasyon, ışınlanma, zamanda yolculuk derken Albert Einstein' da Birleşik Alan Kuramları ile bu sis perdesi altındaki  gizemli dünyaya dahil olmaktadır.

http://www.zamandayolculuk.com/Cetinbal/PU/plan1.jpg
Ufo Gören Masum Köylü








Kayıtlı

niqdelisyankar

------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 45
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 16

Kayıt tarihi Mayıs 09, 2008, 04:17:38 ÖS

Nerden: # SânaL ALem
Yaş: 20
Mesaj Sayısı: 188




Durumum:

« Yanıtla #8 : Haziran 11, 2009, 11:56:02 ÖS »

Hitler, Himler’in ısrarı ile Künkel ve Schumann’ın düşüncelerini öğrenmeye karar verdi.Künkel ve Schumann birkaç kelime ile  Aldebaran İmparatorluğu ile yapılan ittifaktan bahsettiler ve Vril örgütüne ait çalışma toplantılarına ait tutanakları ( yani Aldebaran İmparatorluğu  ile kurulan  medyumsal temasa dair  belgeleri) Hitler’e sundular.Hitler bunları dinlerken, bir yandan da Himmler’e anlamlı bir şekilde bakarak, bütün bunları ciddiye alıp almama konusundaki şüphelerini hissettirmişti.Künkel, ‘‘Öbür taraf uçuşu’’ sayesinde büyük mesafeleri katetmenin mümkün olduğunu ifade etmişti.O, Aldebaran hakkında gerekli bütün bilgileri Hitler’e vermişti.(yani Aldebaran’ın ( yıldız sisteminin) dünyaya benzer iki gezegeni olduğu, başka ırklardan olan Regulus ve Capella ile yaptıkları savaşları , teknik üstünlüğe sahip uzay filoları v.s) Künkel’in Führer’e anlattığına göre, Almanya ve Aldebaranlılar arasında telepatik bir iletişim kurulmuştu ve bu halen de devam ediyordu.Hitler bunları dinlerken sabrının taştığını hissediyordu ki, tam bu sırada  Himmler, Künkel’in açıklamalarını sonuna kadar dinlemesini rica etti.

Schmumann, ‘‘İnterkozmik Araç’’ denilen Vril uçandairelerinin  plan ve fotoğraflarını Hitler’e gösterdi.Schumann ve Künkel, ‘‘Bu taraf- öbür taraf boyutlar kanalı’’ vasıtası ile Aldebaran’a uçmak ve oradaki yönetimle ittifak yaparak, Aldebaranlı uzay savaş gemilerini  bu dünyaya getirmek  için hazırladıkları planları da  açıkladılar.Bu gemiler ‘‘Öbür taraf-bu taraf boyut kanalı’’ vasıtası ile dünyadaki savaşa sokulabilirse, Almanya’nın zaferi garanti edilebilirdi.Hitler o ana kadar tek bir söz bile söylememişti.Sonunda Himler’e bütün bunlar için ne düşündüğünü sordu.Himler, bütün bunların bir fantezi ürünü olmadığını ve araçların Vril örgütü mensublarınca denenmeleri şartı ile, akla uygun bulduğunu açıkladı.Hitler ilk defa olarak, Schumann ve Künkel’e bütün bunların ayrıntılı olarak planlanıp planlanmadığını sordu.

Schumann, ilk uygun Vril aracının böyle bir uçuş denemesi için hazır olduğunu ve bu ay içinde ilk insanlı  uçuş denemesini gerçekleştirebileceklerini belirtti.Yapılan hesaplara göre, farklı ‘‘Öbür taraf zamanı’’ pilot ve mürettebat için bir sorun teşkil etmeyecekti..Bu taraf zamanına ölçüldüğünde Aldebaran’a varış 22- 23 yıl sürüyordu ama aracın içindeki mürettebat  için geçen, boyut değişikliği  dolayısı ile , yalnız birkaç gün sürecekti.Bu hesaplamadaki en ufak yanlışlık bile Vril mürettebatının ölümüne  sebeb olabilirdi.Hitler, Aldebaran savaş gücünün dünyaya yardıma gelmesi en iyi şartlarda 50 yıl sürer dedi.Künkel, bugünkü Vril tekniği şartlarında bu doğrudur, fakat çok yakında daha iyi araçlar üretebileceğiz diyerek cevap verdi.

Hitler’e verilen bütün bu bilgiler yine de onu tatmin etmemişti.Dünyaya gelecek olan bu varlıkların ne biçim yaratıklar olduğunu sordu.Künkel söz konusu halkın, insan ırkından olduğunu ve bir çeşit imparatoriçe tarafından yönetildiklerini söyledi.Hitler bütün bunları dinledikten sonra , onlara SS’lerin desteği ile bu girişimi başlatabileceklerini söyledi.(Hitler o zaman bu girişime hiç inanmıyordu.Nisan 1945’de Himmler’e şöyle demişti: ‘‘Umarım ki bu uzay imparatorluğu, Künkel ve Schumann’ın söz verdiği gibi, intikamımızı almak için  dünyaya gelebilir!’’)

Führer karargahındaki konuşmadan hemen sonra, yani 2 Ocak 1944’de Vril-7’nin yapımı için tüm güçler seferber edilmişti.Vril mensublarının  perspektivinden bakıldığında bu o kadar zor bir şey  değildi.

Bu 45 m. çapındaki uzay gemisi  aslında genişletilmiş ve adapte edilmiş Vril-1 gemisi idi.Yalnız daha basit ve üretim tekniği açısından daha ucuz bir malzeme kullanılarak  yapılmıştı.Vril -7 yapımında tamamen  yeni hücre kaplamaları kullanılmış ve 1945 başlarında Traunstein yakınlarında S.S’lere teslim edilmişti.

Vril örgütünün yaptığı ‘‘Vril-7’’ ‘‘Uzun menzilli uzay gemisi projesi’’ olmasaydı, dünya insanları ve dünya dışı insanlar arasındaki iletişim yalnız medyumsal mesajlar kanalı ile sınırlı kalacaktı.Alman Vril-7 projesi çerçevesinde 2 tip başarılı uzay gemisi yapılabilmişti.

Vril -7 (1) Gezegenlerarası Uzunmenzilli Uzay Gemisi

Teknik Özellikleri

Çapı: 45 m.

Yüksekliği: 15m.

İtiş şekli: Y-7/0 motoru + SM Levitatör E-24 V

Hız: Tak. 300000 km/sn. (ışık hızı) Normal kozmik antigravitasyon uzay uçuşu.

Işık hızının 3 katı=Tak.900000 km/sn. =Uzay üstü boyut kanalı uçuşunda kullanılan hız.

Mürettebat: 14 kişi

Vril-7, Ocak 1944’de ilk boyut kanalı test uçuşuna çıkmış ve bir saat sonra, çok hasar görmüş bir durumda geri dönmüştü.Yapılan araştırmalardan sonra bu hasarın, uzay gemisinin hücrelerinin zayıf yapılmasından kaynaklandığı anlaşıldı ve Vril-7 bir müddet dinlendirildikten sonra, hücreleri yenilenerek , bazı ilavelerle Nisan 1945’de SS’lere devredildi.Bu işlemden sonra Vril-7 ler, dünyadaki gizli taşıma işlerinde kullanıldı.Hem yapı, hemde itiş şekli olarak , Vril-7, Vril-1’in oldukça genişletilmiş bir versiyonu idi.Fakat ‘‘Boyut Kanalı’’ yolculuğunu başaranın Vril-1 mi yoksa Vril-7 mi olduğu kesinlikle bilinmemektedir.

 

Vril -7 (2) ‘‘Vril-Odin’’ Gezegenlerarası  Uzay Gemisi

Teknik Özellikleri

Çapı: 45 m.

Yüksekliği: 22,50 m.

İtiş şekli: İhtimal - A=Vril-7 (1) de olduğu gibi

                 İhtimal – B= Y-7/0-Vril-7(1)+Thule Takyonator-7c-Hanebu-II

                 (Her ikisinin geliştirilmiş rekombinasyonu.)

Hız: Mx. Işık hızında=Tak.300000 km/sn. (Normal kozmik anti gravitasyonn uzay uçuşunda)

3x Işık hızı=Tak.900000 km/sn= uzayüstü boyut kanalı uçuşunda kullanılıyor

Mürettebat: 28 kişi  (14 Erkek +14 Kadın) Nisan 1945 itibarıyla.

Bu uzay gemisi Nisan 1945’de  Untersberg-Berchtesgden’den havalanarak 68 ışık yılı uzaklıktaki Aldebaran’a doğru yola çıkmıştı.Savaşın sonuna gelindiği ve Alman Reich’ının yenilgiside kaçınılmaz göründüğü için, ‘‘Boyut Kanalı’’ uçuş testi yapılmadan yola çıkma mecburiyeti hasıl olmuştu.Vril-Odin, Vril ve Haunebu yapım tarzlarının karşımından ortaya çıkan ilk ve son başarılı prototip uzay gemisi olmuştu.Tek başına Haunebu motoru boyut kanalı yolculuğu için uygun değildi.Çan şeklindeki bir Haunebu uzay gemisi daha ilk denemesinde, bir daha hiç dönmemek üzere, boyut kanalında kaybolmuştu.Vril yapımı gemiler de tek başlarına boyut kanalı yolculukları için yeterli değildi.Bu sebeblerden yukarıda anlatılan kombinasyon  uygun görülmüştü. Vril-Odin, ilk defa Ekim 1944’den sonra, Haunebu-Vril II /3 kombinasyonu uzay gemisi projesi olarak ortaya çıkarılmıştı.İddialara göre, Vril-Odin ve mürettebatı, sağsalim bir vaziyette Aldebaran –Sumi güneş sistemine varmış ve orada Sumi-Er gezegenine inmişti.

 

İlk Alman Uçan Diski Amerika’da mı Geliştirilmişti?

Bir CIA ajanı olan Willam R. Lyne ‘‘Space Aliens from the Pentagon’’ adlı kitabında belirttiğine göre, ilk uçan diski (Elektrikli uçan makine ) Nikola Tesla  icat etmişti.Bu makine (Magneto-Hidro-Dinamik) jenaratörü ile işliyor ve havadan elektrik elde ediyordu.Yazarın iddiasına göre Naziler uçan disk projesini, Tesla’dan çalmışlardı.

Nazi Almanyasının Tesla’nın ‘‘Gizli Eter Fiziği’’ ve  ‘‘Elektrogravitik Diskler’’ konusundaki çalışmalarını devam ettirdiği yönünde bilgiler mevcuttur.

Gravite ve Tesla’nın Çalışmaları:

Nikola Tesla’nın (1857-1943) serbest enerji ya da yakıtsız elektrik jenaratörleri üzerinde çalıştığı bilinmektedir. Nikola Tesla’nın ‘‘Eter Fiziği’’ nin uçan disklerin sevk sisteminde kullanımı çok gizli tutulduğu için, diskler II.Dünya Savaşı esnasında hiç kullanılmadı.Tesla, yüksek voltaj denemeleri esnasında elektrikli uçan bir makinanın, yüksek voltajlı  elektromanyetik dalgalara direnci ile hareket edebileceğini  ileri sürmüştü.Bu dalgalar, ‘‘eter’’ in elektriksel kondüktif akıcı kütlesini, kütle ataleti olarak kullanarak,  aracın kitlesini, Manyetohidrodinamik Hall etkisi prensibini kullanarak, iter veya çeker.Eter, aracın kütlesi tarafından sevkedilirken, dalgalar artar ve makinanın dış yüzeyindeki kısımlar üzerinde yoğunlaşmış negatif yükleri  harkete geçirir ve MHD (Manyetohidrodinamik) pompalama prensibini kullanarak, eter bu konsantrasyon yönünde çekilir ve hızlandırılır.Çok ince eter, diski oluşturan atomların arasından geçerek onun uzayda hareket etmesini sağlar.



Alman UFO'su Mars Gezegenine Gitti Mi?


http://www.zamandayolculuk.com/Cetinbal/KO/Nazi-621.jpg
Ufo Gören Masum Köylü



Amerikan askerlerinin ele geçirilmiş Andromeda Geraet adlı dev geminin belgelerden biridir.

Andromeda Geraet denilen 139 metre uzunluğunda ve silindir şeklindeki “Ana Uzay Gemisi” Aralık 1944’e kadar plan ve eskizler halinde idi. Geraet, bir Haunebu, iki Vril ve iki tane de Vril-2 uçandairesi taşıyacak şekilde planlanmıştı. Bu silindir veya puro şeklindeki uzay gemileri SS’lerin sorumluluğu altında geliştiriliyordu. İşgalde bunlar ele geçirildi ve varlıkları ortaya çıktı.

[/b]
« Son Düzenleme: Haziran 11, 2009, 11:57:09 ÖS Gönderen: niqdelisyankar » Kayıtlı

niqdelisyankar

------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 45
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 16

Kayıt tarihi Mayıs 09, 2008, 04:17:38 ÖS

Nerden: # SânaL ALem
Yaş: 20
Mesaj Sayısı: 188




Durumum:

« Yanıtla #9 : Haziran 11, 2009, 11:57:39 ÖS »

Bir Kara Güneş örgütü mensubunun söylediklerine  göre bu kutup bölgelerine yerleşen  Reich Almanları uçan daire teknolojisini geliştirme imkanı bulmuşlardı. Söylenenlere göre bu araçlar Vril gücü ve anti-gravitasyon ile havalanıyorlardı.

Nazi bilim adamları manyetik güç alanları kullanılarak havalanan uçan disk teknolojilerini geliştirmişlerdi. Ve serbest enerji ile çalışan motorlara sahiptiler.Ve kristallerde bilgi depolama konusunda teknik atılımlar içindeydiler.Nazi bilim adamları Tibetli rahiplerden insanların şuurluluğunu ( ruhsal psişesini) yükseltmek için kristal tabletler denen bazı eşyalar almışlardı.Bu tabletler  2 boyutlu olmakla beraber, üçboyutlu bir görüntü verebiliyor ve 4.boyut deneyimini veya akışkanlık sürecini yaşatabiliyordu.Naziler Mısır piramitlerinde ve Uzakdoğu araştırma seferlerinde buna benzer değişik eşyaları toplamışlardı.Tibetli rahiplerden Atlantis, Mu, Agarta, Şamballa, Lemurya ve Hyperbor adlı kadim medeniyetler ve teknolojileri ile ilgili bilgiler almışlardı. Beklide Mısır piramitleri, uzaylı teknolojileri ve yıldız geçidi ( stargate) kavramlarıda Nazilerin bu araştırmaları ile ilgili olarak ortaya çıkmış kavramlar olabililer.

Thule örgütünün elinde bulunan  belgelere göre dünyamızın farklı boyutunda yaşamlarını sürdüren Hyperborlu’lar teknik olarak çok ileri bir düzeyde idiler.Onlar, bugün  bizim ‘‘UFO’’ olarak bildiğimiz , onlarınsa ‘‘Vril- ya’’dedikleri uçan disklere sahiptiler.Bu uçan diskler, birbirine zıt yönde dönen 2 manyetik alan yardımı ile yerçekimini yenerek, yükseliyorlardı..(Levitasyon = Havaya yükselme  ve yerçekimsizlik) ve ayrıca korkunç bir hıza ve manevra yeteneğine de sahiptiler.Bugüngü UFOlarda da Vril gücünün enerji potansiyeli ve güç kaynağı olarak kullanılmakta idi. (Vril = Eter, Od, Prana enerjisi, Çi, Kozmik güç, Orgon enerjisi olarakta bilinir.Akat’larda, Vril= En yüksek tanrı, tanrı gibi, anlamına gelmekte idi.)

Diğer Bilim ve Öbür Taraf Uçan Makinesi

Thule üyesi Dr.W.O.Schumann ve Vril örgütü mensupları, Thulu örgütü ile bağlantılı olarak ‘‘Öbür Taraf Makinesi’’ dedikleri bir alet yapmayı tasarlıyorlardı.Bu makine, bu taraftaki maddenin, ‘‘öteki taraftaki’’ maddeye , ‘‘öbür taraftaki’’ nin de bu taraftakine dönüşmesini sağlayacaktı.Kısaca ‘‘Zaman’’ı ve ‘‘Uzay’’ı aşarak, yaş#@!? ve ölümü yenebilen, tanrıların dünyasını ziyaret edebilen ve ‘‘Ebedi Hakikat’’ bilgisine ulaşabilecek bir makine düşünülüyordu.

Baron Sebottendorf , majik güçleri kullanarak psişik düşünce enerjisinin yoğun konsantresi ile uzay ve zamanda bir sapma oluşturmak istemişti.Psişik güçlerle  fiziksel boyutlara sıkı sıkıya bağlı zaman boyutu üstünde bir değişiklik yapmak mümkündü fakat Mühendis  Dr.Schumann da Sebottendorf’un bu arzusunu teknik bir vasıta ile gerçekleştirmeyi planlamıştı.1919 yılı Aralık ayında, Vril ve Thulu örgütlerinin çekirdek kadrosu , Berchtesgaden’deki Ramsau’da buluştular.Bu toplantının en önemli kişisi şüphesiz Zagrepli medyum bayan Maria Orsichitsch (Orsic) idi.Orsic, beraberinde 2 kağıt getirmişti.Bu kağıtlardan biri Alman ‘‘Tapınakçılar’’ gizli örgütüne ait anlaşılmaz gizli yazıları ihtiva ediyordu.Bu tapınakçı gizli yazısının muhtevası medyumsal bir mesaj şeklinde alınmıştı ve tamamen bilinmeyen bir lisanda yazılmıştı.Maria Orsic’e göre bu bir eski doğu lisanında yazılmıştı.Orsic bu  yazıları deşifre etmek için  Thule’ ye yakınlık duyan ‘‘Pan-Babilon’’ örgütü dostları ile temas kurmuştu.Bu esrarengiz yazının incelenmesinden sonra, bunun gerçekten de eski Babil kültürünün kurucularından olan ‘‘Sümerler’’ in yazısı olduğu anlaşıldı.İddialara göre, bu yazılarda ‘‘öbür tarafla’’ ilgili bilgiler, yani, ‘‘öbür taraf makinesi’’ yapımı için gereken bilgiler gelmişti.Bu şekilde bütün UFO teknolojisinin temellerine ait bilgiler ellerine geçmişti. ‘‘Diğer Bilim’’ ait konsept bu zamanda ve takibeden yıllarda olgunlaştı. (Bugün diğer bilim yerine ‘‘Alternatif Bilim’’ denmektedir.) Buna rağmen, ‘‘öbür taraf makinesi’’ projesinin tam manası ile şekillenmesi  3 yıl sürdü. Bu sürenin uzamasının sebeblerinden biri de finansman sıkıntısı idi. Bu ‘‘Diğer Bilim’’ veya ‘‘Diğer Tekniğin’’ ilk aşamalarında, Dr. Schumann Münih Teknik Yüksek Okulu’nda bir konferans vermişti.Bu konferanstan birkaç cümleyi burada aktarmakta fayda görüyorum; ‘‘Elektrikteki artı ve eksi gibi her yerde ve her şeyde olayların seyrini belirleyen  2 prensip görüyoruz; Işık ve karanlık, iyi ve kötü, yaratıcı ve yıkıcı. Bu da ya hep ya hiç demektir. Bu iki soyut prensip, yani yaratıcı ve yıkıcı prensip, bizim teknik vasıtalarımızı  da belirler.Yıkıcı her şey  şeytani, yapıcı her şey Tanrısal kökenlidir.Patlama ve yanmaya dayalı her teknik, şeytani bir teknik olarak nitelendirilmelidir.Önümüzdeki yeniçağ, yeni, pozitif ve Tanrısal tekniğin hakim olacağı bir çağ olacaktır.’’



‘‘Öbür Taraf Uçuş Makinesi’’:

1992 yılında ‘‘Öbür taraf makinesi’’ ele alındı ve bundan böyle projenin ismi ‘‘Öbür taraf uçuş  makinesi’’ olarak değiştirildi.1922 yılı yazında Münih yakınlarında bir hangar inşa edildi.Ayrıca bu hangara ek bir hangar binası daha yapıldı.Bu hangarda gerekli bütün teknik malzemeler toplandı ve ‘‘Uçuş Makinesi’’ nin yapımına başlandı.Makine 6,50 m. Çapında bir diskin üzerine paralel olarak yerleştirilmiş, 8 m. Çapında bir disk ve bunun altında bulunan 7 m. Çapında üçüncü bir disk’ten müteşekkildi.Bu üç disk, ortasından geçen 1,80 m çaplı bir deliğe monte edilmiş 2,40 m. Yüksekliğinde motor techizatı ihtiva ediyordu.Gövdenin altta klan kısmı koni şeklinde bir uçla son buluyordu.Gövdenin altta kalan kısmı koni şeklinde bir uçla son buluyordu.Bu konik uçtan alt kata kadar uzanan  dev bir sarkaç, cihazın stabilizasyonunu sağlıyordu.Aktif durumda üst ve alt disk birbirlerine  zıt yönde dönmeye başlayarak, bir elektro-manyetik  dönme alanı meydana getiriyordu.

Bu dönme alanı aynı anda ‘‘ İnterkozmik titreşimler’’ meydana getirerek ‘‘Yeşil Ülke’’nin öbür taraftaki alanına egemen oluyordu.Titreşimlerin afinitesi prensibine göre, öbür tarafa uçuşun temel şartı böylece temin edilmiş oluyordu.Özel bir batarya  ile  motor teçhizatına  itici güç sağlanıyordu.Kısa vadede en yüksek enerji seviyesine  ulaşmak için, yüksek enerjitik özel bir kondensatör kullanılıyordu.Bu kondensatör, üç disk için ilk devinim motoru ve aynı zamanda bir elektrojeneratör görevini üstlenmişti. (2)

(2) Norbert Jurgen – Ratthofer & Ralf  Ettl, ‘‘Das Vril-Projekt’’, STM- Tempelhof, Wien.(Erstveröffentlichung)

‘‘Öteki Taraf Uçuş Makinesi’’ (Ö.T.U.M) yada diğer tabirle UFO 2 yıl süre ile  test edildi.Bu proje için mali yardımlar, bir çok Alman sanayi işletmecilerinin muhasebe kayıtlarında JFM koduyla (Jenseitsflugmaschine) geçmekte idi.Daha önce Schumann SM Levitatör olarak adlandırılan  makinadan, ‘‘Vril motoru’’ ortaya çıkarıldı.Kayıtları gizli tutulduğu için, bu makinanın  neyi başarıp neyi başaramadığı  tam olarak bilinememektedir.1924 yılı başında makine sökülerek , Augsburg’a getirildi ve orada bir depoda muhafaza edildi. Ö.t.u.m.’nin Augsburg Messerschmitt uçak fabrikası tesislerinde saklandığı haberi, ne tam doğrulanmış ne de inkar edilmiştir.Ö.t.u.m ayrıca ‘‘Thule motoru’’ nun  da temelini oluşturmuştur.

Vril ve Thulu mensuplarının 10 yıllık yoğun bir araştırma sürecinden sonra, büyük ihtimalle – daha sonra daha anlam kazanan – ‘‘Boyut Kanalı Uçuşları’’ projesi gerçekleşmişti.1922 ile 1924 yılları arasında Ö.t.u.m’nin hava iyonizasyonunun dışında başka bir tesiri olup olmadığı bilinmiyor.Bu gizli deney, muhtemelen Thulu ve Vril örgütlerinin çekirdek kadrosu tarafından  finanse edilmişti. Bu projeye ezoterizmle ve okült, majik bilimlerle  ilgilenen kişiler katılmışlardı. Adolf Hitler, R.Hess, Müh.Hans Hörbiger, Müh. Viktor Schauberger, Prof.Dr. Müh.W.O.Schumann, Haushofer gibi kişiler bu kişiler arasında sayılabilir.

Ö.t.u.m (Öteki Taraf Uçuş Makinesi) kendi etrafında ve çevresinde çok güçlü bir alan oluşturuyordu ve bu alan vasıtası ile, hem makine, hem de pilotu bulunduğu uzay sektörünün içindeki kozmoz’dan tamamen bağımsız olarak, hem bu tarafta hem de öteki taraftaki mikrokozmoz’da varolabiliyordu. Ö.t.u.m tarafından üretilen bu mikrokozmoz, maksimum alan gücüne eriştiği an, kendini çevreleyen bu taraftaki evrensel güçlerden ve etkilerden Örneğin; Gravitasyon, Elektromanyetizm  gibi tamamen  bağımsız olarak, herçeşit gravitasyonel  alanın ve vakumun içinde ışık hızına yakın bir sürate erişiyordu.Bu şekilde belirli alan güçlerinde bizim evrenimizin relatif (izafi) bugününü terk edebilir ve aniden relatif (izafi) geçmişimize gidebiliriz.

Tamamen teorik olarak, Ö.t.u.m ve mikrokozmosu, pilotları ile birlikte, evrenin geçmiş zaman boyutları içine ve gelecek zaman boyutları içine doğru bir kuantum enerji düzeyinden diğerine sıçrayan elektronlar gibi sıçrayıp zaman ötesine doğru atlayabilir.Anlaşıldığı kadarı ile Ö.t.u.m’nın teorik temelleri, Babil ve  Sümer ILU-kozmolojisi ve parakozmolojisi öğretilerine dayanmakta idi. En eski Sümer Babil ‘‘bu dünya’’ ve ‘‘öbür dünya’’ öğretilerinde, yani Parakozmoloji ve Kozmoloji öğretilerine göre, bu taraf ve öte taraf kozmoz kuantlarından müteşekkildi.

Ö.t.u.m, Elektrogravitasyon-Takyon Motorları ve Serbest Enerji makinelerinin bir öncü tipi idi.Bütün elektrogravitasyon –Takyon ve Serbest Enerji makineleri temelde ilkel birer  ‘‘Zaman Makineleri’’nden başka bir şey değildir!..( Takyonlar ‘‘Madde ötesi madde’’ yada ‘‘cisim ötesi soyut cisim’’ evrenini temsil etmektedir. Ünlü Fizikçi Feinberg bize ışıktan hızlı titreşen bir evren olduğunu göstermişti.)  Yüksek bir frekans ve yüksek elektriksel gerilim, dar sınırlı bir alan  ve bunun çevresinde  enerjitik bir durum yaratır.Bu şekilde bizim evrenimizin  geçmişinin belirli bir zaman dilimine  egemen olur. ‘‘Zaman tüneli’’ veya ‘‘Uzay-Zaman- Solucan Deliği’’ günümüzden geçmişimize doğru  oluşan bir ‘‘Kanal’’ vasıtası ile, geçmişten gelen enerjiyi günümüzdeki uygun araca doğru  yönlendirir (gönderir).Bu şekilde oluşan etkiye ‘‘Perpetuum Mobile’’ (Sürekli Hareket) etkisi denir.Böyle bir araç, büyük ve küçük şiddette ‘ ‘‘Gravitasyon’’ ve ‘‘Antigravitasyon’’ etkileri yaratır.Bu etkiler ‘‘ Mikro Zaman Tüneli’’ veya ‘‘Mikro-Uzay-Zaman- solucan Deliği’’ vasıtası ile günümüzde de etkili olur.



Ağrı Dağı’ndaki UFO ve Naziler



1937  Temmuz’undai Hitler ve Görüng’in emirleri ile her çeşit doğaüstü, bilimsel, dinsel ve okült objeleri incelemek ve araştırmak üzere dünyanın dört bir tarafına özel araştırma ekipleri gönderilmeye başlandı.Araştırılan cisimlerden biri de kutsal kitaplarda adı geçen Nuh’un gemisi idi.Gemi için İran ve Türkiye arasında dağlarda araştırma yapan Alman ekip, Dicle nehri kenarındaki bir köyün yaşlılarından hayli ilginç bir hikaye duydu.Bu hikayeye göre, 200 nesil  evvel  esrarengiz parlak bir ‘‘ev’’, gökten çok gürültü çıkararak, yere düşmüştü.Bir zaman sonra köyden köye yolculuk yapan bir şahıs bu esrarengiz cisimle karşılaşmıştı.Şahsın ifadesine göre, cisim ıslık gibi bir ses çıkarmakta ve dokunulmayacak kadar sıcaktı.Ayrıca pis bir kokuda yaymakta idi.Bu hikaye, araştırmayı yürüten Alman ekip tarafından derhal Almanya’ya bildirildi.

Bir ay sonra bölgeye iki araştırma ekibi daha gönderildi.Bölgeye gelen bir grup bilim adamı, Hitlerin savaş makinesinin ‘‘Özel Silahlar’’ bölümünün öncüleri idiler.Bu grup ‘‘evi’’ aramaya koyuldu ve onu sağlam bir vaziyette buldular.Bu, ‘‘dünya dışı’’ bir geminin ilk ele geçirilişi oldu.

Disk 25 m. Çapında ve 8 m. Yüksekliğinde idi.Gemi girişi olmayan metalik bir görünümde idi.Gemi dış güçlere karşıda oldukça duyarlı idi ve toprağın birkaç metre üstünde havada yüzer gibi duruyordu.Ayrıca en ufak bir dokunuşla hareket edebiliyordu.1938 Aralık ayında  disk, Almanya’nın en önde gelen bilim adamlarının toplandığı, Münih’in kuzeyinde  bir yere getirildi.Etraftaki dağların çevrelediği bir tuz madeni, diski araştırma ve gerekirse üretmek için gerekli tesisler haline  dönüştürüldü.

Yapılan tetkikler neticesinde  geminin, dünyadaki herhangi bir devletin çok gizli bir  silahı olamayacağı anlaşıldı.Nazi bilim adamları kısa zamanda gemi ve işleme sistemlerini anlamakta başarılı oldular.

1941 Temmuz’unda Almanya bilim adamlarından biri ABD’ye kaçıp, bildiklerini anlatmasaydı, kimse Hitler’in neye sahip olduğunu ve onunla ne yapmayı tasarladığını bilemeyecekti. II.Dünya Savaşı’nın sonunda, Ruslar’dan hızlı davranan ABD askeri İstihbaratı, ‘‘Oz’’ kod adı altında Nazi tesislerini ve yukarıda adı geçen  diski ele geçirdi.Disk derhal ABD’e yollandı. Fakat diğer yandan Sovyetler de 6 ay sonra esir aldıkları Alman bilim adamları vasıtasıyla, Almanların ele geçirdiği dünya dışı  disk’ten haberdar oldular.

Eski bir KGB ajanı olan Rus yazarı Vladimir Tersizki’nin ‘‘ Close Encounters of the Foo Fighter Kind’’ adlı kitabındaki iddialara göre, Naziler, ellerindenki bir çok yüksek  teknolojiyi Peenemünde ve Bavyera Alp’lerine düşen dünya dışı varlıklara ait  araçları geliştirerek elde etmişlerdi.Aynı yazara göre, Almanlar daha o zamanlarda yeraltında üsler kurarak, dünya dışı varlıklarla beraber araştırmalar yapmışlardı.




Şaşırtıcı Yeni Buluşlar

Viktor Schauberger’in Uçan Daireleri :





Kayıtlı

niqdelisyankar

------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 45
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 16

Kayıt tarihi Mayıs 09, 2008, 04:17:38 ÖS

Nerden: # SânaL ALem
Yaş: 20
Mesaj Sayısı: 188




Durumum:

« Yanıtla #10 : Haziran 11, 2009, 11:58:47 ÖS »

Viktor Schauberger (1885 -1958) Naziler için 1938 -1945 arası bir seri uçan diskler icad eden Avusturyalı bir bilim adamıydı.Schauburger, likit vorteks (Girdap) le işleyen bir çok uçandaire   yapmış ve kayıtlara göre bunların bir çoğu uçmuştu.Ona göre, eğer su veya hava, ‘‘kolloidal’’ diye bilinen bir osilasyon (titreşim, salınım) şeklinde döndürülürse, açığa çıkan enerji müthiş bir güçte levitasyonu (yerçekimini yok ederek yükselme) doğuruyordu.Bu şekilde yükselen disk, önce mavi-yeşil sonra da parlak gümüş renkli ışıklar saçmaya başlıyordu.Schauberger’in kullandığı motor ‘‘girdap hareketi doğalprensibi’’ ile hareket ediyor ve sıcaklık veya ses önleyici tertibat ihtiva  etmiyordu çünkü sürtünme minumum seviyede idi.Tersine su akışının  spiral karşı hareketi ile soğutma elde ediliyor ve bu da çekiş gücünü arttıran bir vakum yaratıyordu.


Coler- Takyon Konvertörü


SS E-IV tarafından thule motorlarında kullanılan yeni bir teknoloji vardı bu da; Alman Yüzbaşı Coler’in icad ettiği Coler –Takyon konvertörü ( Serbest Enerji Jenaratörü ) idi.Bu cihaz Thule ve Vril motorları arasındaki farkı açık bir şekilde ortaya koymaktaydı.Diğer operasyonlar için Coler- T. Konvertörlerinin 1944 sonundan itibaren seri üretimine geçilmişti.

Nazi Almanyasının Takyon –Elektrogravitasyon- uzay- gemileri Gizli Projeleri ve ‘‘Zaman kaymaları’’



İddialara göre Nazi Almanyası II.Dünya Savaşı sırasında, elektromanyetik özel cihazların ürettiği,  anti –gravitasyonun ( karşıt çekim) etkisi ile işleyen uzay gemileri projelerini gerçekleştirmişti.Bu üç projeden ilki Dr.Schumann başkanlığındaki bir gurup tarafından  gerçekleştirilmişti. 1945 başına kadar 17 adet disk şeklinde ve 11,5 m. Çapında uçandaireler yapılmıştı.Bu uçan daireler 84 test uçuşundan sonra Vril-1 adıyla uçmaya başlamışlardı. İkinci proje SS-Entwicklungsstelle ( S.S’lerin Geliştirme bölümü)  kontrolü altında gerçekleştirilmişti.Bu proje ile 1945 başlarına kadar muhtelif büyüklüklerde ve çan şeklinde dairesel uzay gemileri yapılmıştı.

S.S E-IV bölümün ürettiği uçandaire tiplerinden ilk yapılana Haunebu I deniyordu. Ve 25 m. Çapında idi.Bunlardan sadece 2 adet üretilmiş ve 52 deneme uçuşu yapılmıştı.İkinci tip, Haunebu II idi ve 26,30 m. çapındaydı.Bunlardan 7 adet üretilmiş ve106 deneme uçuşu yapılmıştı.Üçüncü ve en büyük tip, Haunebu III idi ve 71 m.çapında idi.Bundan da yalnız bir adet üretilmiş ve 19 deneme uçuşu yapılmıştı.

Haunebu III Uçan Dairesinin bazı özellikleri:

Çapı: 71 metre

İtiş şekli: Thule –Takyonator 70 + Schumann Levitatörleri(zırhlı)

Kumanda Tertibatı: Mag-Feld –Impulser 4a

Sürat: 7000 km/saat

Mürettebat: 32 kişi

Silahlar: 4x11 cm KSK (Lazer Işın Topu) ve diğer konvensiyonel silahlar.

Daha sonra Almanlar adına Andromeda Geraet denilen 139 m. Uzunluğundaki silindir şekilli puro tipli uzay gemisini tasarlamışlardı.Silindir şeklindeki bu ana uzay gemisi Aralık 144’e kadar plan ve eskizler halinde idi.Bu silindir şekilli ana gemi  bir Haunebu II, iki tane Vril-1 ve iki Vril-2 uçandairesi taşıyacak şekilde planlanmıştı.

Almanlar elektromanyetik güçlerle karşıt çekim alanları yaratan bu yuvarlak, disk, çan biçimli ve bazende puro biçimli uzay araçları teknolojisi konusunda tam bir bilgi sahibi olmuşlardı.

Fakat tek sorun  araçlar çalışırken hareket halinde iken içerden dışarı doğru konvansiyonel silahlarla ateş açılamıyordu. Çünkü gemilerin güçlü döner enerji alanları her türlü  etkiye karşı gemiyi koruyan elektriksel bir girdap türü bir çeşit  güç alanı perdesi oluşturuyordu.Bu alandan geçebilecek tek silah lazer ışınları olabilirdi! Normal silahlarla ateş açılabilmesi için güç alanının kasten içerden  bozulması gerekirdi.Bu da gemiyi düşman silahlarına karşı açık hedef konumuna getirmekteydi.

Bahsi geçen Haunebu uçan dairelerinin test uçuşlarından birinde güç alanı ayarları ile oynanarak geminin ışık hızına ulaşması sağlanmıştır.Aslında bu yüksek teknolojileri ilkel biçimdede olsa dünya dışı varlıkların araçlarından elde  Almanlar bilmedikleri henüz anlamaya çalıştıkları güçlerlerle oynayan  ve öğrenmeye hevesli çocuklara benziyorlardı.

Bir test uçuşunda yine güç alanlarının titreşimleri ve araç çevresindeki yoğunluğu incelenirken araçların fiziksel olarak ortadan kaybolduklarına dair bilgiler sözkonusu edilmiştir.

Söz konusu edilen bir teoriye göre kendi etrafında dönen bir uçandairenin  de kendi etrafında dönen bir alan oluşur..Bu alan elektrikle yüklü, nemli havada bir girdap oluşturur..Uzay gemisi havada  salınım durumunda  yeteri kadar kalırsa, bu elektro-girdap alan, bağımsız, kendisi enerji üreten  ve relativistik hız alanında dönmekte olan, bir ‘‘Takyon-Elektrogravitasyon’’ alanı haline gelir.Bu dönüş alanı, enerji bağımsızlığı dolayısı ile, devamlı olarak artan bir şekilde ürettiği enerjiyi aniden boşaltamayacağı  için, ‘‘Işıküstü Tesiri’’ devreye girer ve bütün hepsi ‘‘Uzay-Zaman –Tekilliğinde’’ dönmeye başlar.Bu şekilde bir ‘‘Zaman Kayması’’, yani ‘‘ Zaman Deliği’’ oluşur ve uzay gemisi geçmiş zamana yada gelecek zamana düşer.İnsanlar hayvanlar ve bitkiler güçlü ve koruyucu bir  ‘‘ Takyon-Elektromanyetik’’ alan gücü olmadan, bu dönen ‘‘Uzay-Zaman –Tekilliğinden’’ canlı olarak, yani herhangi bir hayati tehlikeye maruz kalmadan geçebilirler.

Dünya atmosferinde meydana gelen tayfun, kasırga gibi olaylar, doğal ‘‘Zaman Kaymaları’’ ve ‘‘Zaman Kapıları’’ için gerekli olan elektromanyetik mekanizmayı oluştururlar.Bir zaman karışıklığı yaratmanın doğal yolu bir çeşit elektromanyetik bir girdap yaratmaktır.Böyle bir girdap uzay ve zamanın yapısını bozabilir.Böyle bir elektriksel alanda iyonizasyon etkileri ortaya çıkar.Böyle bir elektromanyetik anafor, oluştuğu atmosfer içinde parlak bir sis tabakası şeklinde bir görüntü verir.Bu tür bir doğal etki alanı içine giren her şey, gemiler, uçaklar iz bırakmadan boyutlar arası bir pencereden başka bir zaman uzay noktasına doğru geçerek gözden kaybolurlar.

Haunebu uzay  gemileri temelde ‘‘Elektromanyetik Antigravitasyon tesiri’’ ile uçabilen araçlardı. ‘‘İnterkozmik  Araç’’ denilen Vril uçandaireleri ile başka bir boyutsal kanala geçip muazzam mesefeleri çok kısa sürelerde katetmek mümkündü.

Vril mensubları ‘‘Boyut Kanalında’’  yolculuk yapabilen  bir ‘‘Uzay gemisi’’ üzerinde çalıştıklarını belirttiler. Bu gemi vasıtası ile 68 ışık yılı uzaklıkta bulunan Aldebaran’a rahat ve hızlı bir şekilde gitmek mümkündü.Vril mensubları kendilerinin ‘‘medyumsal iletişimle’’ sağladıkları Alman- Aldebaran ittifakının ve anlaşmasının bir sonucu olarak  dünya dışı bu varlıkların savaş gücünden faydalanılabileceğinden söz etmişlerdi.Bu düşünceler 2 veya 4 ocak 1944 tarihlerinde Adolf Hitler’ e de sunuldu. 2 Ocak 1944’de Hitler, Himler, Künkel(Vril örgütünden) ve Dr.Schumann’ın ( Vril örgütünden) katılımı ile şunlar konuşulmuştu: şşt

Kayıtlı

niqdelisyankar

------Üye Bilgileri Çardaklı
*****

Teşekkür Puanı: 45
Cinsiyet: Bay
Üye ID: 16

Kayıt tarihi Mayıs 09, 2008, 04:17:38 ÖS

Nerden: # SânaL ALem
Yaş: 20
Mesaj Sayısı: 188




Durumum:

« Yanıtla #11 : Haziran 11, 2009, 11:59:52 ÖS »

Karşıt Çekim (Anti gravitasyon ) Araştırmaları:

http://www.zamandayolculuk.com/Cetinbal/PU/SeikiSistem.GIF
Ufo Gören Masum Köylü



Çetin Bal: Öncelikle Anti-gravite denildiğinde bilim dünyasındaki genel kanı; yerçekimi alanının tıpkı bir elektriksel alanlar benzeri bir alan olduğu ve buna bağlı olarak yerçekimi alanının zıttı bir antiçekim alanı yaratılabileceği ve bir uzay aracının Antiçekim alanları üstünde uzaya doğru yükselebileceği varsayımıdır. Ben kendi görüşlerimi zaman yolculuğu adı altında web sayfamın diğer bölümlerinde ifade ettim. Fakat yinelemek gerekirse kısaca yerçekiminin zıttı bir antiçekimden ziyade  uzayın vakum enerjisi düzeyinde etkinlik gösteren yerçekimsel uzay/zaman geometrodinamiğini etkileyerek yerçekimsiz nötür alanlar oluşturabiliriz. Fakat bu nötür alanlar bir anti yerçekimi olarak yorumlanamaz. Bu anlamda bir  Antigravitasyonel alan gücü' nden bahsedemeyiz  ama uzayın dokusal enerjisine ( ether ) mukavemet eden elektriksel ve elektrostatiksel karıştırılmış döner alan etkileri denebilecek yüksek potansiyelli elektriksel alan gerilimi etkileri ile bir aracı bu tür görünmeyen alanlar boyunca yerden havaya yükseltmek olasıdır yani mümkündür.Ama bu alan etkilerine bakarak bu alanlara antigravite alanı demek kanımca yanlış bir tanımlama olur. Ki burda bilinen anlamda bir 'ether' dokusunun varolduğu kanaatini de taşımıyorum.

Buna daha çok 'vakumsal enerji havuzu' desek bence daha doğru olur.Bazı elektronik sistemler vasıtasıyla vakumsal enerji alanı içindeki elektromanyetik akışı ve yoğunluğu yeniden kendimize göre düzenlediğimizde yerçekimi alanını bozarak  geçici bir süreliğine de olsa iptal edebiliriz.Çünkü yerçekimsel etki vakumsal enerji alanları boyunca kendi  etkisini parçacıklar ve cisimler üzerinde gösterir.Yani yerçekimi kuvveti vakum dalgaları aracılığıyla kendisini hissettirir.Ve uzay/zamanın geometrik dokusuda bu dalgalanmalar içinde bir anlam bulur.Yani varolabilir.Yerçekimi benim kendi bulgularıma göre elektromanyetik enerji gücünün kendisini uzay ve zaman içinde farklı bir faz düzeyinde ifade etmesinden başka bir şey değildir.Ki bu da yine Einstein' ın Birleşik Alanlar Kuramına kadar uzanan kuantumsal ve genel göreceliksel  bir formüller dünyasına bizi #@!?ürmektedir.Bu sezgisel açılımlar bizi solucan delikleri kuramlarına ''warp hızı'' anlayışına ve hatta uzay/zaman bükülmesi tekniğinden  zamanda yolculuk teknolojisine kadar uzanan  bir kavramlar silsilesine doğru  bizi taşımaktadır.

      ---------------------------------------------------------------------------------------------------

Çekim araştırmaları ve kozmik enerji sevk ve idaresinin 'ether' görüşleri açısı altında varoluşu sorunu ile meşgul olan mühendisler, uzay yolculuğu uzmanları ve ilgilenen okuyucular bu yazıyı ve ilgili şekli dikkatle incelemelidirler.Prof. Seiki, bildirisinde, kendisiyle aynı üniversitede öğrenim görmüş olan eski Japon başbakanı Fukuda’ın araştırma yönünün ‘yeni enerjiler’ ile ilgili olduğunu desteklediğini açıkladı.

Seiki’ nin kitabı ‘‘Rölativite Ötesi’’ ( Ultra Relativity ) adından da anlaşılacağı üzere, Einstein ‘ın Rölativite Teorisi’ni aşıyor ve onu daha geniş açılara ulaştırıyor.Kitap, ilgili komite tarfından ciddi şekilde bir Nobel ödülü Materyali olarak göz önüne alınabilmesi için 14 nüsha olarak talep edilmektedir.Kitabının 151’inci sayfasında George Adamski’nin bir UFO fotoğrafını, keza kendisinin, küre biçimindeki üç kondansatör ile çalışan deney aracı ile bir paralellik olarak ortaya koyuyor.Prof. Seiki, sadece bilim adamı ve tekniker olmayıp, aynı zamanda duru düşünceli bir filozoftur da.

Amerika’da öğrenim görmüş olan ve halen (1979) Tokyo’da yaşayan ve Seiki ile birlikte çalışan bir diğer Japon bilim adamı  da   Dr. Chang Won Cho’ dur.Her iki bilim adamı, Amerikalılar’da ve Avrupalılar’da  eksik olan bir ortak özelliğe sahptirler: Onlar ruhsallığı kabul etmektedirler!

 Halihazırda çekim kontrolünde birbirlerine oldukça benzer üç yeni matematik model vardır: Biri Japonya dan, biri Yeni Zelanda’dan (İngiltere ile birlikte) ve diğeri Almanya’dan ( Dr. W. Fragner ). Bu araştırmacıların hepsi UFOları ciddiye alıyorlar ve sayısız gözlemleri ve elektromanyetik etkileri kendi bulguları ile ilişkili görüyorlar.

Japon adası Shikoku’ nun güneyinde, otomobil ile Hiroshima2dan birkaç saatlik uzakta, 65 000 nüfuslu Uwajima kenti bulunur.Orada, ‘ Rölativite Ötesinin Prensipleri’  ( Die Prinzipien der Ultra Relativitat ) adlı, 1972 de yayımlanmış olan ve tüm dünyada bilimsel olarak yetişmiş UFO araştırmacıları tarafından büyük bir dikkatle incelenen çığır açan kitabın yazarı, Profesör Shinicki Seiki, kendi özel Gravitasyon Araştırmaları Laboratuarında, resmi talep olmaksızın yaklaşık 900 kişilik yerli halkın desteği ile ‘Çekimin Yenilmesi’ nde çalışmalarda bulunmaktadır. Zamanda Yolculuk © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey/Denizli

 << Araştırmalarımın başlangıç aşamasında okul fizikçileri hangi izleri takip ettiğimi anlayamıyorlardı,>> diye yazıyor Prof. Seiki ve şöyle devam ediyor, << bizim teknolojimiz sadece alışılmış olduğu üzere elektronik değil, fakat tachyonik’tir    de.>>   [  Tachyon Teknolojisi, Prof.Feinberg’in bir teorisine göre, ışık hızının  üzerinde giden partiküllerin varlığı üzerinedir.] Zamanda Yolculuk © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey/Denizli

 Seiki , elektronik bileşenlerle, Ferit –mıknatıslarla ve Baryum- Stronsiyum-Titanat’ lar ile ve ilk kez kısa bir zaman önce  Fairchild adlı Amerikan firması tarafından geliştirilmiş olan modern yarı iletken  bobinler ile çalışıyor.( Şimdi hayatta olmayan  Dr.Wernher von Braun bu Amerikan firmasının ikinci başkanı idi ve ölümünden önce bir Japonya seyahatında Prof. Seiki ile bizzat tanışmıştı ) NMR fenomeni ( manyetik çekirdek rezonansı ) belirli rezonan frekansları vasıtasıyla, Prof. Seiki tarafından kullanılan materyaller, ona bir ‘Negatif Rezonans –Osilatörü’ nün yapımını, sadece elektrik enerjisi  ile sessiz olarak yerden havalanma durumunda olan bir modeli gerçekleştirmesini sağladı.Ve artık yeraltında inşa edilecek ve gravitasyon kontrolünde sonuca gidici bir adım olarak işlev görecek olan, bir üç fazlı jenaratör düzeni’nin hazırlanması düşünülebilmektedir.111 Khz.’ lik  frekanslardaki başarılı çalışmalara son verilmiş ve bu konudaki dökümantasyon Japonca olarak yayımlanmıştır.Prof. Seiki şöyle demektedir: << Artık gravitasyon kontrolü imkanı konusuna eğilen ve bunu kabül eden bilim adamlarının sayıları çok az değildir.>> 

 Araştırmalarını Amerikalılar'ın bu konudaki faaliyetlerine göre düzenlemiş ve bunu geliştirmiş olan bir diğer bilim adamı da Tokyo' dan Dr. Hideo Uchida'dır. Dr.Uchida elektriksel alanın indüksiyon etkileri üzerinde çalışmaktadır. ve bunu E.F.I.E. (electric field  induction effect) kısaltmasıyla tanımlamıştır.

Dr. Uchida şöyle demektedir:  << Ben bu araştırmayı ilk olarak Bay F. Fujiwara’ dan devraldım ve daha sonra başka deneylerde yaptım ve değişken akım frekansının kullanımı altında, iyon rüzgarı vasıtasıyla , sadece ilişkilendirilmiş kondansatörlerden  oluşturulabilecek çok yüksek kuvvette bir hareket ettirici güç olduğunu ortaya çıkardım...>>

2. Dünya savaşı sırasında Japonya’da,  bir manyetik alanın yardımı olmaksızın mikro dalgaların bir diyot ve yüksek gerilimli doğru akım yardımı ile meydana getirilmesi üzerine bir araştırma raporunu okumuştum.Uçan dairelerin elektromanyetik dalgaların enerjisi ile sevkediliyor olmaları tamamiyle mümkündür, ki bu prensip üzerine inşa edilmek suretiyle sadce uçan daire şeklinde araçlar değil, fakat dünyamızda son derece sayıda gözlemlenmiş dünya- dışı kökenli ve hatırı sayılır bir heyacana neden olan tartışmalı UFOlar’ın sahip olduklarından daha değişik formlarda uçan araçlarda geliştirilebilir.




Elektro-Gravitik Bilimi ve Öncü Çalışmalar

Bir    uzay gemisinin, elektrostatik bir karşıt -çekim enerji kaynağı ile sevkedilmesi hiçde bilim-kurgu alanına ait bir düşünce değildir.Amerika’ daki en azından 15 elektronik ve uzay gemisi yapım şirketinin yanısıra, Sovyetler ile diğer ülkelerdeki laboratuarlar, faal olarak, ancak belki de gizliden gizliye, bu konuda araştırmalar yürütmekte ve ümit verici sonuçlar almaktadırlar. Zamanda Yolculuk © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey/Denizli

Anlaşıldığına göre, karşıt-çekim alanında yürütülmekte  olan araştırma projelerinden bazıları 40 yıldan daha eski olup, bu projelerde , çelik ve baryum gibi ağır metallerin dahi  bu çalışmaların sonucunda ağırlıksız duruma getirilebileceği ortaya konulmuştur. Bu, gelecek için vaat dolu bir ihtimal olabilir.Ağır metallerin ağırlığının elektrostatik bir alan içerisinde ortadan kaldırılması halinde, uzay gemilerinin gövdelerinin yapımında,  pahalı olan ve nadir bulunan, son derece hafif metaller   ile alaşımların kullanılması da  gerekmeyebilir. Amerikalı gazeteciye göre , bazı metallerin ağırlığı, deney metallerini ‘enerjik duruma getirme’  işlemi ile, yüzde otuz oranında azaltılmıştır..  ‘Gravitik izotoplar’ denilen bazı materyallerin, öteki deneysel materyallere oranla, ağırlıksız bir duruma  daha kolaylıkla getirilebildikleri saptanmıştır. Zamanda Yolculuk © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey/Denizli

Amerikalı bilim adamları, 60 cm. çapındaki, disk biçimindeki araçları, sınırlı bir yörünge üzerinde, saniyede 6 metrelik bir hızla deneysel uçuşlara tabi tutmuşlardır.Bu deneyler sırasında, -- gerçekte iki levhadan meydana gelmiş-- elektriki bir kondansatörden oluşan diski, 50 kilovolt’luk bir elektriki güç ve tam 50 watt’ lık sabit bir güç girişi ile yüklemişlerdir.90 cm. çapında olan  ve 150 kilovolt ile yüklenen daha büyük diskler ise öylesine hızlı ve etkileyici bir yörünge uçuşu yapmışlardır ki, bu deneylerden alınan tüm sonuçlar gizli tutulmuştur.

 

Hatta, bu diskler bir vakum içerisinde hareket ettirildiklerinde daha da etkileyici sonuçlar alınmıştır.Bu sonuçlar, UFOlar’ ın, havasız uzayda atmosferimizdekine nazaran daha da hızlı seyredebilecekleri hususuna işaret ediyor olabilir.


Kayıtlı

Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!

Niğde İli, Çiftlik İlçesi, Melendiz Çardak Köyü Resmi Web Sitesidir. Her Hakkı Saklıdır. Bu siteden alınan içeriklerin izinsiz ve kaynak belirtilmeden kullanılması yasaktır.

Firefox Türkçe İndir

Site tasarım: Demiray


MKPortal C1.2.2 ©2003-2008 mkportal.it